EN GÜZEL YAŞIM

Günlerden birgün sordum kendime, “Kimsin sen” diye.. Cevabını veremedim ilk başta. Kendimden geçmiştim çoktan. Vazgeçmiştim. Sonra...

Ben en güzel yaşımdayım.

Günlerden birgün sordum kendime, “Kimsin sen” diye.. Cevabını veremedim ilk başta. Kendimden geçmiştim çoktan. Vazgeçmiştim. Sonra bir portre çizdim ellerimle, kan kırmızısı ve gök mavisinden. Aşk ve nefret vardı kırmızıda. Mavide ise huzur, sükunet. Ben tam da bu olmalıydım özümde… Tutkulu bir kindâr, sessiz bir kırgın. Sonra biraz sarı ekledim, güneş vurdu portreme. Yeşili beyaz kovaladı, papatyalara yakalandım. Mor pembeye karıştı. Leylak, ortanca, menekşe oldum. Bahçeler dolusu güldüm kendime, meğer nasıl da kendi kendimi susuz bırakmışım.

En güzel yaşımdayım ben.

Pireler berber iken kızdım kendime, ne bu hal böyle diye. Aynalara bakmadım, bakarsam ağlardım. Sahi ne çok deniz birikmişti gözümde. Gönlümde… Silkindim ve geçtim aynanın karşısına, var gücümle vurdum. Paramparça oldu ayna, içim. Teker teker topladım yere düşenleri. Ellerim yara bere içinde kaldı, umursamadım. O yaralar benimdi. Biri hariç tüm parçaları yapıştırdım birbirine. O büyük kırık, son kararım olacaktı. Ya ben toparlayacaktım o aynayı ya da ayna beni dağıtacaktı. Önce usulca değdirdim tenime, ondan bana bir iz kalsın ve yıkarak yarattığım aynayı unutmayayım diye. Sonra ait olduğu yere koydum onu ve kendi yarattığım aynaya baktım. Kesikler içinde, çizgileri ayan beyan ortadaydı aynanın. Hiç bu kadar güzel olmamıştım.

Bu benim en güzel yaşım.

Develer tellal iken çok üzüldüm halime, herkes kalemimi kırıyor diye. Oysa ben yazıyorsam vardım. Kimi defterimi çaldı kimi kağıtlarımı yırttı. Saman sarısı idi kağıtlarım, eski ama anlamlı. Hep başkalarını suçladım. Oysa ben değil miydim kırma, çalma, yırtma hakkı veren? Darmaduman olana kadar vazgeçmeyen ben değil miydim? Fark etmedim. Suçlu ben değilken ayağa kalkmak kolaydı. Kalktım. Başkası geldi sonra. “Yaz!” dedi kokulu mektuplar vererek. Çok sevindim, sımsıkı sarıldım zarflarıma. Yazabildiğim kadar yazdım, yazdığım kadar yaşadım. Kucak dolusu oldu mektuplarım. Hemen geri götürdüm, “okur musun” dedim. Ateşe atıldı mektuplarım, yanarken izledim. Yıkıldım. Suçlu bendim. Defterimi, kalemimi, mektubumu onlara ben verdim. Kemiklerimden kalem yaptım kendime. Kelimelerim kalbimde… Gücümü tekrar toplayana kadar yazdım. Hiç bu kadar güçlü ve bu kadar masum bir öykü okumamıştım.

Ben 23 yaşındayım.

Evvel zaman içinde büyümem sandım, hiç ölüm görmedim diye. Öldüm. Nefes dolmadı ciğerlerime, gözlerime perde indi. Toprağın kokusunu boğazımda hissettim. Sonra denizi düşündüm. Dirildim. Tuzlu su değdi dudaklarıma, kana kana içtim. Çiçeklerimin yapraklarına tutundum, tırmandım. Güneşimin sıcağına sığındım, ısındım. Öykülerimdeki şehirlere gittim, yoruldum. Ama gördüm. Hayat vardı. Ölüm kadar, kırık bir kalem kadar, susuz bir çiçek kadar vardı hayat. İçimde kocaman bir salıncak kurdum. Oradaki çocuk sıkılmasın, aklına estiği gibi kendi rüzgarına kapılsın istedim. Büyüdüm. Çok sevdim, çok sevildim, doğruları zor bulup yanlışları zor sezdim. Bir ev yaptım kendime; uzun boylu, güzel gülüşlü, kollarına aldı mı dünyaları vadeden gerçek bir ev. En ufak bir şüphe duymadan düşlere daldım o evde. Ben çok zor büyüdüm ama ne o evi ne de küçüğümü salıncakta sallamayı unutmadım. Sen unuttun mu yoksa?

Uzat elini bana. En güzel yaşını bulalım.

Selin Cennet Gülmez

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.