(Bu yazının okunması ortalama 2 dakika sürmektedir.)
erhaba modern dünyanın teknoloji insanı! İnternet ve bilişim teknolojisi son yüzyıl insanları için her alanda sonsuz bir kaynak sunmaktadır. Biz de herkes gibi bu kaynağın içine girmekte ve sanal âlemin tatlı sularında yüzmekteyiz. Bilginin ötesinde ruh halimizi oldukça etkileyen bu yapay ortam, duygu karmaşıklığı sonucu bizi kör edebilmektedir. Aynı anda yaşanan veya sürekli değişen duygularımız, gerçek hissedilenden yapay hissedilene ani bir geçiş yaşar. Normal bir ruh halinde girdiğimiz sanal âlemde moral bozucu bir durum gördüğümüzde ister istemez duygularımız da ona uygun olarak üzüntülü veya öfkeli olurken ardından gelen mizah içerikli bir durum ise duygumuzu tam tersi yönde etkileyerek mutlu veya neşeli ruh haline girmemize sebep olur. Her bir durum için verilen tepki süreleri kısalır ve böylece duygu karmaşıklığına adım adım yaklaşırız. Peki, bu kadar alacalı karmaşıklığa duygular dayanabilir mi? Hayır, dayanamaz. Tıpkı gözümüzde parlayıp sönen ışıklar gibi duygularımız da ani değişikliklerden nasibini alır ve kör olur. Duyguları köreldiği için neyin ne olduğunu seçemeyenler, ayağında pranga takılı olduğunda zıplasa bile “Gökyüzünde uçuyorum!” sanır.
Peş peşe gelen anlık değişimler aynı zamanda tepkisizliğe de neden olur. Mizah içerikli bir olguya gülmemeye, sinir bozucu bir habere artık öfkelenmemeye ve şaşırmamaya başlarız. Zaten bu tepkileri versek ne olacak? Hem olgu hem de duygular çok geçmeden tüy olup uçacak ve hatırlamayacağız bile. Sanırım en kötüsü bunun gerçek hayata yansıması olacaktır. Anılarla birlikte o an yaşadığımız duygularımız da silinerek anlık tepkiler veren ya da mimik oynatmayan insanlara dönüşeceğiz.
Yapılan bir araştırmada telefonla ve sosyal medya ile çok fazla vakit geçiren insanların yalnızlık oranı yüksek bulunmuş. Sadece fiziki yalnızlık değil, duygusal yalnızlık da gitgide büyük bir sorun haline gelmektedir. Birbirini anlamayan insanların artışı, aynı duyguları paylaşan insanların azlığı derken her türlü grafik eğrisi olumsuz tarafa doğru kaymaktadır. Yalnızlık arttıkça orada belki neşeyi ve kahkahayı belki de sinirlenip çatacak durumları arıyoruz. Ancak bu durumda yalnızlığımıza geri dönüyoruz. Hedefe yürüdüğümüzü sanarken sadece devasa bir daire çizdiğimizi görmüyoruz.
Tepkilerimizin yavaş yavaş ölmesiyle bağlantılı olarak o kadar çok duygu geçişi yaşıyoruz ki çoğumuz artık bu durumu kabullendik sayılır. Sahte ortamın tüm sahte duygularına “devam” diyoruz veya fark etmiyoruz. Çaresizce sanal âlemde yaşayıp umut oksijeni çekiyoruz. Duygularımızın farkında olmadan uçurumdan yuvarlanışına karşı üç maymunu oynuyoruz. Yerçekiminin olmadığı bu yerde hiçbirimizin duyguları yere basmıyor ve buram buram kokan yapaylık, genzimizi yakmaktan ziyade bazen bizi mest ediyor.
Çok karamsar bir tablo çizdim kabul ediyorum. Ancak beni en çok korkutan yapay duygulanımın gerçekliğe sıçraması hem de bunu ateş olarak değil buzdan bir alevle yapmasıdır. Kısacası ya gerçekliğin ateşinde kavrulup yanacağız ya da duygu körlüğüne sebep olan o buzhaneye gireceğiz.
Hangisini hangisine yeğlemek, kişinin zararına veya kârına kalmış bir durumdur. Peki, sen hangisini tercih ediyorsun?
Yazar: Beyza Nur Fındıkcı