Bildiğin üzere karantinadayız. Hepimiz çok üzgünüz ve sabırsızlıkla bu zamanların geçmesini bekliyoruz ve sanırım sadece bekliyoruz. Hiçbir şey yapmadan sadece evin içinde kalarak bakıcılarının tatilden dönmesini bekleyen saksıdaki çiçekler gibiyiz, belirsizliğin karanlığının arkasına sığınıyoruz. Hem de bunu öyle güzel yapıyoruz ki bizim sahibimiz olan o tatildeki insancıklar var ya en çok bizi seviyor evet birkaç gün sonra gelecekler, olur mu bizi bırakıp gitmediler akılları hala bizde… Türlü düşüncelerle yıkıyoruz kendi beynimizi, üstüne üstlük inanıyoruz bir de hem de en çok biz inanıyoruz. Durup düşünmeye onca zamanımız varken düşünmek için durmuyoruz bile. Sahi ne yapıyoruz biz kendimizi kandırmaktan başka? Yalanlar, yanılsamalar, benceler, senceler, başkaları, zannetmeler falan… Aptal mıyız? Çok güzel rol yapan tiyatrocular mıyız? Kendi cinayetinden zevk alan birer seri katil miyiz? Seçebilen var mı? Herhangi birini seçebildiyseniz cevabınız doğru, biz aslında hepsiyiz.
Yorulmuyoruz kendimizi yormaktan, uslanmıyoruz hatalar yapmaktan, bıkmadık şu düzenin içinde kendimize yer bulmaya çalışmaktan. Oysa çok değerliydi insanlar hani hep bizi sevsinler istedik hani hep kulak verdik ya onların ağızlarından çıkan tek bir sessiz harfe bile. Onların sessizlerini bile dinlerken neden bir kez olsun kendimize kulak vermedik? Hangimiz yorgun olduğunu mutsuz olduğunu kendi ağızlarından duydu? Hangimiz bunu cümlelerimize döktük, dökebildik? Kaç kere kendimize sarıldık içimizdekine veda ederken yahut ağlarken? Başkalarının gözyaşlarını silen elimiz, hıçkırıklarımızda boğulurken neden çekip almadı bizi o sonsuz karadelikten? Beşi geçti mi kendimizi sevmemiz -özellikle biz dışındakiler bizden nefret ederken-? Seni seviyorumlu cümleler duymasaydık sever miydik sahip olduğumuz tek ve en gerçek şeyi? Çok iyi biliyoruz yanıtlarını ama sorabildik mi daha önce? Maalesef.
Peki ya mutluluktan bahsedelim biraz. MUTLULUK. Büyük harflerle yazılmalı değil mi, sonuçta koskoca mutluluk! Paylaştıkça çoğalır zart zurt bir sürü hikaye. En derin mutsuzluklarda ne zaman gördünüz bir mutluluğun çoğaldığını ya da şöyle söyleyeyim bir varoluş sinyali verdiğini? Ne zaman gördünüz ben mutsuzum diyen bir insana çığlıkla koşan ve sarılan insanları? Zamanın hangi noktasında rastladınız mutluyum dediğinizde yalnız kalmayacağınızı bildiğiniz o güvenle mutsuzum diyebilen birine? Mutluluk dedik ama daha çok mutsuz olduk sanki fark ettin mi? Ne çok soru sordum değil mi? Evet biliyorum. Bütün zıtlıkların beşik kertmesi olduğunu, varlıklarının ancak ve ancak birleştiklerinde anlam bulacağını ve onları ayırmanın başına ne kadar iş açacağını herkes bilir. O yüzden değil midir ki en ufak bir haber en iyi sessizlikte duyulur, o yüzden değil midir ki gecenin en zifirinde ak sakallı dede görülür, o yüzden değil midir ki ağlarken gülünür, anladın mı şimdi?
Sen bunları sorgularken ben çoktan senin en içinde olacağım, ne kadar uzak olduğumu merak edersen dönüp kendine bakman yeterli. Düştüğünde kaldırmak için tekrar geleceğim, kaldıramasam bile seninle ağlayacağım. Bu sefer kendini bırakmışsın gibi ama söz ver bir dahakine daha sert düşeceksin- zaten söz vermesen de hep daha sert düşeceksin-…
Yazar: Büşra Çoşkun