Deli Manifesto

DELİ  MANİFESTO

Tarihi Gerçekler:

Bu yazıyı normalüstü bir psikolojiyle final haftası gece ikide yazdığım,

Amerika tabanlı FBI ve CIA’nın dünyanın her kilometrekaresinde yeni bir kaos kargaşa çıkarmak için ek mesai yaptığı,

Beynin bazı bölgelerinin cerrahi müdahaleler sonucunda çıkarıldığı,

Türkiye genelinde 500 ml suyun ortalama 60 kuruş olduğu buna rağmen WC’lerin ortalama 1,25 tl olduğu,

Uzayda uyursak ölebilme ihtimalimizin yüksek olduğu,

1960’ta Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde 423 hastanın hastaneden kaçtığı, başhekimin onları geri getirmek için Elazığ sokaklarında çuf çuf çuf düüüt sesleri eşliğinde trencilik oynadığı ve 600 civarı insanın hastaneye geldiği,

Beynin korku duygusu konusunda uzmanlaşmış bölgesi amigdala’yı çıkardığımızda korkusuzca yaşayabileceğimiz, elimize ne verirlerse ağzımıza götürüp yemeye teşebbüs edip hatta yiyebileceğimiz, aşırı cinsel tepkiler verip kediye köpeğe de saldırabileceğimiz doğrudur ve tarihi gerçektir efendim.(Tez elden yayılsın…)

(Bu yazıyı final haftasında gecenin ikisinde yazıyorum. Belki yazdırılıyor bu yazı… Yeni bir kaos çıkarmak istiyorlar belki. Hem neden gece iki? Gecenin ikisi demek Amerika’ akşam saat yedi demek… FBI, CIA gibi örgütlere saygım sonsuz işlerini kesinlikle iyi yapıyorlar akşam 7’de adamlar ek mesai yapıp benim yazılarımı bile kontrol ediyorlar ve Bakırköy’ü bile karıştırma uğraşları var. Helal olsun…)

Kimselerin gidemediği, gidip de dönmediği; kimselerin sevemediği, sevip de vazgeçemediği, sağından solundan savrulan hayatların haykırışları yükselen, ortası kocaman bir ütopya olan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeydim… Uzun ve çetrefilli bir metrobüs yolculuğunun ardından “Lanet olsun bu hayat. Lanet olsun bu sevgi. Seni çok sevmiştim. Sen neden bana böyle yaptın…” diye gönüllerimizde taht kuran genç şairin mısraları kafamda dans ediyordu. Sürreal bir haykırış olabilir diye bunu incelemeye başladım. İnceledikçe isyan duygularım kabardı. Tam o sırada zaten The Muse-Uprising(baş kaldırı) şarkısı kulaklarımdan girip vücudumu sarıyordu. Elimdeki sigaranın ciğerlerimi sarıp sarmaladığı gibi. Sigara, evet zararlı ama alzheimere iyi geliyor ve beyaz doktor önlüğümle elimdeki sigaranın aykırılığı bana haz veriyor.(Gerçi bizi kimse hekimden saymıyor ama) Anarşist duygularım bugün çok daha güçlüydü. Düşünmeye başladım. Elimde aslında derin bir güç vardı ve onlar sistemi kökten değiştirecek olanlardı… Yani deliler…(danışanlar ya da)

Ünlü şizofren bilim kurgu yazarının kaleminden fışkıranlar, delilerden ordu kurma argümanımın temelini oluşturuyordu aslında. Onun romanlarında şizofrenleri bir tane gezegene sürgün ediyorlar ve yıllar sonra gezegen savaşları vs. neticesinde dünya yok oluyor. “Aa bizim şizofrenlerin gezegeni vardı. Bir bakalım bunlar n’apıyorlar” diyerek, şizofrenlerin kurdukları büyük medeniyet karşısında şaşkına dönüyorlardı. Bir düşünsenize tüm delileri kontrol ettiğinizi hepsinin size tam itaat ettiğini ve tamamen korkusuz bir ordunuz olduğunu…

Efendim kalp atışlarım iyice hızlanmıştı bu fikirlerle -ya da sigarayla da- olabilir. Hemen uygulamaya geçmem lazımdı. Hastanenin en azılı hastalarını topladım seminer odasına seminer süsü verip propaganda yapacaktım. “Sizler deli değilsiniz, delirtilenlersiniz…” vs. diyerek iyice gaza getirdim bunları. Her şeyi düşünmüştüm sadece deliler yetmezdi bize normal insanlar da lazımdı. Normal insanların korku bölgesi amigdalalarını alıp onları da ordumuza kanalize edecektim. Amigdalasız insan demek korkusuz, aç ve saldırgan insan demektir…(İlaç yazamıyoruz ama amigdala falan biliyoruz yani. Bu amigdalayı ilk kez Cerrahpaşa’da bir seminerde duydum. Adam seminerde o kadar tıp öğrencisini bir arada görünce heyecanlandı ve ek ders yaptı. Seminerin konusu rüyaydı ama seminerden tek bir şey öğrenebildim…Uzayda uyursak ölürüz. Cidden önemli bir bilgi olduğuna inanıyorum. Hah bir de amigdalayı öğrendim. Amigdala o zaman aklıma kazındı sonra da zaten lisans eğitiminde hiç yakamdan düşmedi.)

Seminerdekiler ilgisiz gibi gözükse de ani ve kuşkucu tepkilerinden içlerinde bir şeylerin canlandığını anlamaya başladım. İnanıyordum. Kelebekler ve fırtınalar… Şimdi o kelebekleri harekete geçirmeliydim. Biri ayağa kalktı ve ağlamaklı boğuk bir sesle “efendim”  diyerek dikkatin üzerinde yoğunlaşmasını sağladı. Konuşmasının devamını bilge bir insan edasıyla gözlerini kısarak getirdi:” Biz deli miyiz sizce?” .“Hayır” dedim yürekten bir ifadeyle. Devamını getirecektim ki sözlerine devam etti salona dönerek:

“Bizler deli miyiz söyleşinize? Merak ediyorum kimler deli? Bunun ölçüsü ne? Freud demiyor mu efendim ‘normal olanla patolojik olan iç içedir ‘diye? Söyleyinsenize! “ birkaç saniyelik derin bir sessizliğin ardından yutkundu ve devam etti:

“ YGS’ye, LYS’ye KPSS’ye vs. bir ömür boyunca sınavlara girip ilkokul mezunu patronlara çalışmak mıdır normal olmak? 50 KR aldığın suyu çıkarmak için WC’ye 1 TL vermek midir normal olan? Tartışma programlarına bir grup takım elbiseli adamı çıkarıp deliler gibi tartıştırıp, boş yere kafa ütüleyip, delilere bir söz hakkı vermemek midir normal olan? Loto’da Toto’da milyonda bir olasılığına aşık olmak mıdır normal olan? İki top oynadı diye birkaç yabancı oyuncuya milyon dolarlar verip milleti boş yere meşgul etmek midir normal olan? Maç bileti 25 lira olan maçı kahvede 20 liraya izlemek midir normal olan? Önce erkekler teklif eder diye kenara çekilmek midir normal olan? Burada tekliflerinizi bekliyorum ehehehe” diyerek ciddi havayı dağıttı. Güldü, selam verdi, gayet beyefendi bir tavırla yerine oturdu. 30 yaşındaki bu genci iyi tanıyorum. Onda bu etkileyici konuşmayı yapacak potansiyelin olduğunu biliyordum. Boğaziçi’nde felsefe okuyormuş zaten. Hazırlıkta 3 yıl kalınca İstanbul Üniversitesi’ne geçmiş. Orda bizim bölümle de çap yapmış. Bundandır belki bir sempati besliyorum adama. Okulda hala anlatılır bu genç. Beyazıt kulesine iple tırmanıp Üsküdar’a uçmaya yeltenmiş bir kere. Psikologlara kendi kendini ihbar eder gibi “ ya bende sanırım bipolar bozukluk var. Bir bakın isterseniz” diye gitmiş ve o gün bugündür Bakırköy’de. Okuldaki son günlerinde iyice psikolojisi bozulmuş, herkese ” Ben rektörüm .Kapatıcam Hergele’yi. Makam odam yapıcam. Atıcam voltayı, atıcam voltayı…” diyormuş. Neyse efendim içimden umut hızla yükselirken biri daha çıktı:

“O zaman bu sistemde ben deliyim! Ve ben bu sistemi değişteren deli olcam” dedi. Sonra bir başkası:

“Hayır o deli benim” dedi ve ayakta kaldı. Başı dikti sonra birkaç kişi daha aynı hareketi ve sözleri tekrarladı. Salon yıkılıyordu adeta böyle olacağını, bu kadar olacağını düşünmemiştim. Bu bir rüya olmalıydı. Hep birlikte harekete geçtik. Bakırköy’den dünyaya açılacaktık. Arkadaşlarla çalışmak biraz zor ama sonunda planlarımızı mantıklı bir çerçeve oturttuk Şimdi bu manifestoyu paylaşarak bu düzeni içten bir şekilde yıkmak istediğimizi sizlere anlattım ve siz normal olan insanlara bir manifesto yazdım. Sizleri de aramıza bekliyoruz ama önce psikanaliz testimizden geçmeniz lazım… Şuan siz hissedemiyorsunuz ama giderek güçleniyoruz ve uzmanlar bu radikal hareketin stratejik kıta Antartika’ya sıçramasından endişeli…

YAZAR: Halil BABACAN

 

Halil Babacan

TPÖÇG Blog Yazarı | İstanbul Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Deli Manifesto” için 2 yorum

  • 20 Aralık 2015 tarihinde, saat 20:40
    Permalink

    Kardeş yazını okuyunca aklıma Marx’ın şu sözleri geldi:”Don Kişot olunuz,çünkü dünya Sancho Panzalarla dolu.” Sanço Panza’da temsil edilen bencil,silik insan karakterinin egemen kılınmaya çalışıldığı günümüzde bizleri Don Kişot’un özgür düşlü,insani özlemlerle bezenmiş dünyasına davet eden bu yazını oldukça anlamlı buluyorum 🙂 Emeğine sağlık..

    Yanıtla
    • 26 Mayıs 2016 tarihinde, saat 19:44
      Permalink

      Yaaa sen adamsın… Teşekkürler… Marx Komünizmin manifestosunu yazmış ben de deliliğinkini yazayım dedim.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.