Birbirimize Ait

“ Huzuru, anlam arayışı edinen kalbimin tam aksi bir istikamette son süratle yol aldığını gördüğümde yalnızca durdum. Kalabalıkların sesine kapılan ruhumla yüzleşiyordum adeta, ya da yüzleşme ihtimalim yüzüme bir tokat edasıyla çarpmıştı. Olurda bir gün bu yaşam benden hesap sormak isterse, cevaben göstereceğim dopdolu, koskoca, tertemiz bir kalp olduğunu bilerek yaşamak istiyordum.”

(Bu metnin okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)

Tüm bedenim, ruhumun her bir zerresi, adeta çölün ortasında tek damla suyun

hasretine düşen bir kaktüsün çektiği ızdırapla yanıp tutuşuyorken, kulağımın ardında

yankılanan o fiyakalı olduğu kadar gaddar tınının varlığıyla savaşmaya gücüm kalmıyordu.

Bir Kaf Dağı’nın ulaşılmaz endamına yakın hülyalarla yola koyulsam da yaşananları

öngöremeyen biçare bir mahluktan ileriye gidemiyordum. Bin bir zorlukla inşa ettiğim

hevesleri bir çuvala doldururken, tozlu raflara saklamaktan da geride duramıyordum. Her

defasında giderek yükselen raflara yerleşiyor ve benim boyumu aşacak bir seviyeye

ulaşmasına karşın, tüm benliğimle yukarıya sıçramaya devam ediyordum.

Soğuk ve keskin rüzgâr saçlarımı okşuyor, güneş tenime yalvarırcasına “lütfen pes

etme” naralarını haykırıyor; ben ise taşlaşmış olan kalbime yaklaşan her meşaleyle bir yanım

güvensizliklere sarılırken, öte yanımda hala yeşeren masumiyetime göz kırpıyordum.

Huzuru, anlam arayışı edinen kalbimin tam aksi bir istikamette son süratle yol aldığını

gördüğümde yalnızca durdum. Kalabalıkların sesine kapılan ruhumla yüzleşiyordum adeta, ya

da yüzleşme ihtimalim yüzüme bir tokat edasıyla çarpmıştı. Olurda bir gün bu yaşam benden

hesap sormak isterse, cevaben göstereceğim dopdolu, koskoca, tertemiz bir kalp olduğunu

bilerek yaşamak istiyordum.

İsteklerimin yoğunluğu, bu yüzyılın kaosuyla çatışmaya devam edip durdu. Her

milimime kök salan bu his, aidiyet savaşından başka bir kavrama sıkıştırılamıyordu. “Ait

hissetmiyorum” derken bile yarımdı kelimeler, sesim kısılıyordu. Karşımda duran aynaya

diktim gözlerimi, kafamı geriye doğru yaslamaya yelteniyor, koltuğun üzerine serilen

bedenimin adeta sıvı bir kıvama dönüşen haline bakakalıyordum. Ellerimle yüzüme düşen

saçlarımı sakince savuşturdum ve göz kapaklarım kendiliğinden kapandı.

Uyandığımda, yere iki büklüm yığılmış, her yanı tutulan bedenim bana biraz öfkeliydi.

Sırtımı doğrulturken diz kapaklarımı karnıma çektim; kollarımın, bedenimi sarmalamasına

izin verdim. Karşımda duran aynada beliren yansımayla gözlerimdeki parıltıya engel

olamadım. Bembeyazdı; en az tanrıça Helios kadar görkemli varlığıyla oradaydı, tam

ardımda. Bakışlarım istemsiz beni saran kollarına kayıyordu. Sırtımdaki yükler hafifliyor,

adeta tüm Dünya’ya saçtığı ışık benimle bütünleşiyordu. Bedenimi bir milim dahi hareket

ettirmek istemiyor, yalnızca onun varlığına benliğimi teslim etmek için can atıyordum. Ben,arzularımın sesiyle mest olmuş bir haldeyken karşımda belirdi. Gözlerimle yalnızca

hamlelerini izliyor; varlığının her daim benimle olması için dua ediyordum.

Bana doğru uzanan elini kalbimin ortasına yerleştirdi. Şaşkınlığın heyecanı, bedenime

yayılan huzurla iç içe geçiyordu. Dudaklarını kulağıma yaklaştırdığında, yüreğimin sesini

duymasından ölesiye endişelendim. Öylesine güzeldi ki! Nefeslerimiz, kalbimiz,

heyecanımız bir bütündü. Dudaklarını araladığında tüm dikkatim, ağzından dökülen

kelimelere kaymıştı.

“Kalbimizin doğası kendine has ve biricik, onu dış dünyanın kirli ellerine teslim edemeyiz.

Biz birbirimize aitiz, lütfen bana sırtını dönme. Birlikte her zorluğu aşabiliriz.”

Sözler kulağımda yankılandı, geriye ise sesinin tınısıyla sarhoş olan bir ben kaldı.

Yazar: Melike Karabaş

Görsel Kaynağı yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.