Biraz Kızıl Biraz Mavi

"Hayat bir tartı gibi bazen: bir kefesinde özgürlük, diğerinde güven. Biri sana kanatlar takar, diğeri köklerini derinleştirir. Ama işin zor tarafı şu: Terazi nadiren dengede kalır."

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir)

Hayat bazen bir seçime zorlar bizi. Sanki Morpheus karşında durmuş, elinde iki hapla sana bakıyor: kırmızı ve mavi. Ama bu haplar Matrix’teki gerçeklik ve hayal dünyası kadar keskin değil. Buradaki seçim daha duyusal. Kırmızı hap dopamin, mavi hap serotonin “Hangisini istersin?” diye soruyor. Düşünüyorsun. Seçimin seni nerelere götürür?

Şimdi şöyle bir hayal et. Dopamin, adrenalin gibi. Taze aşık olmuşsun mesela. Telefon ekranında onun ismini görünce içinden geçen o sıcak dalga, ilk buluşmadaki kalp çarpıntısı… İşte dopamin tam olarak bu. Zirveler, çılgınlıklar, unutulmaz maceralar; ama her zirve bir iniş demek. 

O kahkahalarla dolu gecelerin ardından gelen o tuhaf sessizlik… Bir boşluk hissi, bir daha aynı heyecanı bulabilecek miyim korkusu… Dopamin hep daha fazlasını ister. Hep yeniyi, hep farklıyı ister. O kıvılcımın gazını fazla kaçırırsan bağımlısı olur, hep daha fazlasını ararsın. Dopaminin temposuna çok kaptırırsan kendini, sonunda elindekileri tüketir, her şeyi isterken her şeyini kaybedebilirsin.

Peki ya serotonin? O, düzenin, güvenin ve mutluluğun simgesi. Yanında olduğunda kendini hep güvende hissettiğin biri gibi. Her gün aynı saatte içtiğin kahvenin verdiği huzur ya da en sevdiğin battaniyenin altına girip kitap okumak… Serotonin, aşkın daha dingin tarafı: Sevginin kök saldığı bir huzur. Ama tehlikesi de burada. Fazla konfor, fazla aynılık. Heyecanın yerini rutin alabilir, “Bu kadar sakinlik yeter mi?” diye sorabilirsin kendine.

Peki hayat için hangisi daha etkili?

Bazı insanlar dopaminin peşinde koşar; hep yeni zirveler, hep bir sonraki macera… Bazılarıysa serotoninle yetinir; güvenli bir liman, sıcak bir kucak, ama belki de en güzeli dengede kalmak. Serotoninle kendine sağlam bir temel oluşturup dopaminle arada bir o temelin dışına çıkmak… Çünkü hayat, ne sürekli bir macera ne de hep aynı düzeyde bir huzur.

Hayat bir tartı gibi bazen: bir kefesinde özgürlük, diğerinde güven. Biri sana kanatlar takar, diğeri köklerini derinleştirir. Ama işin zor tarafı şu: Terazi nadiren dengede kalır. Daha fazla özgürlük istediğinde, güvenlikten ödün verirsin. Daha fazla güven aradığında, özgürlüğünden bir parça kaybedersin. Peki, hangisi daha önemli?

Belki de Morpheus’a şöyle demeliyiz: “İkisini de alıyorum!” Hayatın rengi, sadece kırmızı ya da mavi olmak zorunda değil. Biraz kırmızı, biraz mavi… Birbirini tamamlayan iki renk gibi, çünkü asıl macera, huzurun içinde yakalanan o çılgın kıvılcımda. 

Selin Çepkinyan

tr.pinterest.com/pin/23221754322617815/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.