BİR KIZIM OLURSA

Herkes bilinmezlerin cevabını arıyor sanki ama soruları bilene daha hiç rastlamadım. O yüzden kızım ilk ne aradığını, ne için var olduğunu bilsin, dünyanın kilidini değişimleriyle bulabileceğini kendine anlatsın istiyorum.

Kimimize göre kısacık bir yol belki de yaşam, değil mi?

Ama bence mühim olan onu nasıl güzelliklerle uzattığımız. Eğer hayat dediğimiz incecik çizgiyi yaş aldıkça yaşlandığımız hissiyatıyla yürürsek adımlarımızı hiçliğe atarız. Ardından hızımızı alamayıp o aceleyle hatalara batarız. Nefes alırken ölümü bulmak yerine ömür hikayesini umutlu izlerle kaplamalıyız. Elbette bunları öğrenmek için bir takım zorluklardan geçmek gerekiyor. Ben de deneyimleyerek öğrendim ve ona da öğretmek, hayatın yaşayarak ilerlendiği zaman ikramlarının sınırsızlığını göstermek için bir kızım olsun istiyorum. Siyahi bir kız çocuğu. Dil, din, ırk ya da herhangi bir sınıfın en ufak önemi olmadığını tek ölçütün insan olmak, sevgi olduğunu paslı kalplere ispatlasın diye.

‘Doğa’ olmalı ismi de çünkü doğa, yolcusu olduğumuz tılsımlı yolculuğun özeti. Aşk, korku, tutku gibi bütün duyguların hayranlık uyandıran görkemli tonları doğada vardır. İlham verici cıvıltılarıyla türlü çeşitteki kuşlar, deniz dalgalanırken oradan oraya atlayan yunuslar; heyecanın, merakın, huzurun rengidir. Farkındalıklar geliştirecek ideallere sahip, emellerini koruyan asıl destekçisini aynada görünce düştüğü çıkmazların içinden doğrulan bir savaşçı, birilerinin acısından zevk almak yerine gönül hoşluğunun sebebi, vicdan sahibi, insanlığa katkı sağlayan bir birey olarak düşlüyorum onu… 

Herkes bilinmezlerin cevabını arıyor sanki ama soruları bilene daha hiç rastlamadım. O yüzden kızım ilk ne aradığını, ne için var olduğunu bilsin, dünyanın kilidini değişimleriyle bulabileceğini kendine anlatsın istiyorum. Sonuçta her hareket kainatta etki ve insan gittiği her yeri cennete döndürme potansiyeline sahip. Yürümeye başladığında, düşüp acıyla ağlamanın da kendi kalktığında neşeyle tebessüm etmenin de eşit derecede anlam ifade ettiğini fark etmeli. Arkadaşına oyuncağını verdiğinde aldığındakinden daha haz verdiğini özümseyerek paylaşmayı hayat heybesine nakşetmeli.

İlk karnesini aldığında ve mezun olduğunda çılgınlar gibi sevinip gurur duyacağım lakin mesele karne ya da sınavlar değil, her daim mertebesinden bağımsız bir durum. En önemlisinin aldığı her soluğun en büyük ödülü ve amaçlarından vazgeçmemesi gerektiğini bilmesi olduğunu ona hep hatırlatacağım. Sonra büyüyecek ve birileri hislerini görmezden gelecek, o bütünlüğünden verirken eksildiğini önemsemeyecekler. Fakat sızılı merdivenleri tırmanıp mutluluğun bulunduğunu söylemeden onun ânda kalıp kalbinde kavramasını bekleyeceğim çünkü her kıyı söyleyince görülmez. Ruhundaki inançla beraber cesaret edecek yılmadan hayallerine yeniden açılmaya… 

Böyle anlatıyorum ama kim bilir belki de bunları birlikte tadacağız. O hâlde neden ilk içimizdeki çocuğa öğreterek başlamayalım ki mucizelerin sonsuzluğunu, gerçekten çabalayınca çoğu şeyin mümkün olduğunu.

Yazar: Büşra Ateş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.