(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Bu öykü iki ana karakterin karşılaşmadığı bir filmde, bir ihtimal karşılaşsalardı meydana gelebilecekler üzerine yazılmıştır.
Kalabalık giderek yoğunlaşıyordu. Yine de gittiği yöne doğru istifini bozmadan ilerlemekten geri durmadı. Gerginliğin derecesini ona çarparak ilerleyen bir sürü insandan tahmin edebilirdiniz… Bu derece gerginliğe rağmen yüzünde kırlarda geziyormuşçasına neşeli ve vakur bir umursamazlık vardı. Sebebi cahillikten değil, belki umutsuzluktan belki de zihninde dolaşan melodinin büyüsündendi. Dünya kocaman bir piyanoydu ve adımlarıyla onu çalıyor gibiydi. Ta ki önünde dönüş yapan otobüsün camında gördüğü kadına kadar…
Dünya bir ânda duruverdi; piyano sustu, resital bitmişti.
Kadın elinde fotoğraf makinesiyle onun olduğu tarafı çekmekle meşguldü. Sıkış tıkış dolu otobüsün içinde bile çekilmeye değer bir fotoğraftı bu demek ki.
Filmin bu kısmında otobüs yola devam eder ve iki ana karakterimiz karşılaşmaz, bir araya gelmezler. Ancak ya diğer kadın da onu fark etseydi ? Ya karşılaşsalardı?
Kadın gözünü kadrajdan ayırıp otobüsün camından dışarıya çevirdi. Sıradan geçen üç saniyenin ardından kadrajda gördüklerini ancak algılayabildi. Tekrar tekrar aynı yere bakıp bir şey göremeyince yanlış gördüğünü düşündü. Fakat içinde otobüsten inmeye dair kuşkusuz bir his uyanmıştı. Kendine engel olamayıp arkadaşlarının “Nereye gidiyorsun!” nidaları arasında otobüsten indi ve kadını gördüğü caddeye doğru koşmaya başladı. Kadını köşedeki tarihi tiyatronun duvarına yaslanmış elinde sigarayla uzaklara bakarken buldu. Saçları boynunun hizasında, kakülleri kaşına kadar uzanıyordu kadının tıpkı kendisi gibi… Göz göze gelmeleriyle oluşan hissi açıklamak zordu. İnsanın kendi gözlerine başka bir insanda rastlaması olacak şey değildi. Bir ruh iki ayrı bedeni paylaşabilir miydi?
İki kadın bütün bu garipliği, güneş batana kadar suskunlukla uzaklara dalarak karşıladılar. İkisinin de kafalarında milyon soru dolaşıyordu. Bu soruların aynı olup olmadıklarına dair bile kafaları karışıktı. Neyse ki birbirlerinin yaşam hikayelerini dinlediklerinde, zihinlerinin birbirinden apayrı işlediğine ve seçimlerinin yaşamlarını farklı kıldığına kanaat getirdiler. Birbirlerinin hayatının başka bir versiyonlarını yaşıyorlardı. İki farklı paralel evren yanlışlıkla tek bir dünyaya hapsedilmiş gibiydi.
“Ya diğerini seçseydim?” diye akıllarından geçirdikleri tüm seçenekleri bir diğeri seçip yaşamıştı zaten. Tıpkı filmin o sahnesinde yapılan seçim gibi…“Ya karşılaşsalardı?”
Yazar: Zeynep Güzeltepe
Görsel: The Double Life of Veronique film karesi