Aynadan Çıkan Su Ya da Aynadan Çıkan Kum

"Aşık ol ya da yer değiş, dedim. Aşık ol ya da yer değiş yahu! Ben senin rahminden çıksam da çocuksu tapınmalarımın zamanı geçip gideli çok olduysa yer değişsin zihinlerimiz, ya da ortak ol bana!"

(Bu yazını okunması yaklaşık olarak 5 dakika sürmektedir.) 

“Öylesine tatlı ve başkasın ki… Birçok günü tek bir çatıda toplayıp, zaman zaman ‘yeter’ derken bile muzip bir biçimde gülümseyen; yorgun, hüzünlü, belki de şaşkın ve değişmiş bir sen görüyor ve içimde kabaran bir coşkuyla bu değişimini kutluyorum biricik yolum yoldaşım…” 

“Ah canım benim… Öyle mi olmuşum gerçekten? Sen nasıl bir dalavereci, nasıl bir sahtekârsın? Benim canım sahtekârım, düzenbazım…” 

(Not: Bunların hiçbirini inkâr edecek ya da üstüme yapıştırdınız diye şikâyet edecek değilim, yine de bu yazının yazarı olarak, tüm bunların gerçekte olmayıp “kalk artık hazırlan” rüyası olması elbette içimi rahatlattı.)  

 Aşık ol ya da yer değiş, dedim. Aşık ol ya da yer değiş yahu! Ben senin rahminden çıksam da çocuksu tapınmalarımın zamanı geçip gideli çok olduysa yer değişsin zihinlerimiz, ya da ortak ol bana! O gülüp geçtiğin “fezada süzülen” zihnime bu sefer sen ortak ol, süzülelim hayallerimizle ve bırak ikimize birden gülüp geçsinler. Aşık olalım örneğin. Ben aşık değilim, fikrine kapılmak bile uçursa da beni, değilim. Peki bu gerçekleşmeyenler zamanla birikerek hezeyana dönüşmüş olabilir miydi?   

İzlemeyi var olmakla, var olmayı ise uçmakla açıklayalı aşağı yukarı rahat bir 30 yıl olunca insan, “Ne zaman başlanmıştı?” sorusunu, dibi delik bir çuvalda ve sayısız soru yığını arasında kaybedebilirdi belki ama ben kaybetmedim. Çünkü aynanın karşısındaki yansımama aşık olup oturduğum yerden kalkamadığım zaman, tek çare o aynayı yok etmekle çözülmedi. Çözülemezdi de zaten çünkü bu ucunda acı ve hedonizm olan bir iç hezeyan değildi. Bu, huzurla bütünleşen bir mutluluktu, kimsenin olmadığı bir yerde en olabilmekti, iyiydi, güzeldi, keyifliydi. Bir noktaya kadar gerçekti en azından. Bir başkasını ya da başka bir ideolojiyi, zihniyeti yok etmeden ve yakıp yıkmadan salt bir var oluştu, var olmaktı. Ondan bu kadar uzun ve huzurlu bir şekilde kurduğum kurtarıcı zihin taşlarım, sürdürülebilirlik bahşetti ama dedim ya hiçbir çare, çaresizlik olmadan mümkün olamazdı. 

Yaklaşık iki adım ötenizde okyanus olmasının pek bir cazibesi yoktur eğer önünüzdeki kovanın içindeki su yeterince berrak ise. O kova, her türlü sizin yanınızda, “tasasız bir kabulle” dibinizdeyse… Kovanın içinde hijyeni, insafından gelen birkaç damla suyla izler gibi yaşamı aşkla izleyebilirsiniz. Oradaki hiçbir mutsuzluk, dert, tasa, başarısızlık size ait değildir. Öte yandan hiçbir mutluluk, başarı ve haz da sizin değildir. Kovanın içindeki suyun yansıması gibi aynanın karşısında kendinden geçmenin, ısrarlı ama artık yavaş yavaş içinde soru işaretleri olan izleme tutkusudur. İzlemenin ne önemi var ki? Kendime doyamayacağım zaten belli. Ya soluğumu içimde tutarak iz bırak(a)madığım diğerleri? Anlatacak bir şeylerin olması o günü kurtarmak açısından faydalıdır.  

“Senin olayın ne?” 

“Öncelikle benim de bir olayım olduğunu düşünmene çok sevindim canım kardeşim, hadi şu günün bir ucundan da sen tut birlikte kurtaralım.” 

Cıvataların özgün olmakla birlikte bununla gram ilgilenmedikleri bir yapıları vardır. Aslına bakarsanız tüm cıvatalar birbirinin aynıdır ama bu özgün olmama durumu öylesine umurlarında değildir ki bu “tasasız aynılık”, karizmatik bir özgünlüğe bırakır kendini. Ondandır bu denli omurgalı duruşları. Sıkılmaları ya da ara sıra gevşetilmeleri dışında “Bak, ben aslında ters perende falan da atabiliyorum.” demez. Sayısız cıvata arasında, nasıl farkımı ortaya koyabilirim ki, diye kendisini ara sıra gevşettirerek uyarlama yoga yöntemlerine başvurmaz. Yerinden radikal sebeplerle edilmediği sürece “tepesi atmaz”, paslanma ihtimalini bir kenara koyarsak önündeki bir kovayla sonsuz hazzı süresizce yaşayabilir.  

“İnsanın Türeyişi” adlı eserinde Charles Darwin, insan ile insan olmayan canlı organizmaların arasındaki en büyük farkın muhakeme edebilme becerisi olduğunu söyler. İnsan adlı organizma, yaşamının ilk döneminden itibaren bunu kademeler halinde iyileştirip yoluna devam ederken aynı yetinin gücüyle reddeder ya da kabul edilir. Ama özellikle her reddetme hikâyesinin kendine özgü sorgulatıcı bir yanı da yok değildir hani. Kişisel anlamda, otoban kadar dümdüz olan mantığımla ilerlemek gerekirse “reddetmek”, içerisinde ulaşılamaz bir mükemmellik ve hayranlık barındırmalıydı. En azından bu gezegenin kurallarına göre… 

Yaptığı espriye reaksiyon alabilmek için 12 farklı senaryoyla tekrar anlatıp yine de gülünmeyen birinin “bir zamanlar “ bavullar dolusu parayı elinin tersiyle itip, bakımsızlığıyla övünen başka birinin zamanında nice kişiyi peşinden koşturup, pek de oralı olmadığı gerçeği ya da çok büyük bir şöhretin eşiğinden dönen bir meczubun hikayesi; Darwin’e ne düşündürdü ya da kuramına ne kadar yardımcı oldu bilemem ama bu hikâyelerin hiçbirine sahip olmayıp sadece yansımasına hayranlıkla sahip olmak “sorgulamanın” başladığı yer sanırım. Zihnimin en merhametli kabul biçimi olduğu buydu.  

Kaçınılmaz olan veya kaçmak istemediğim tek şey “seslenmektir”. Kendi ruhunun sesini hazla, narsisizmle doyurup buna en müsait başka bir ruhu doyurmak, ona aktarmaktır. İster seyreltilmiş ister su katılmamış, eğer düşüş bir şekilde gerçekleşecekse kendi doyum kaynağınızı, buna en yatkın kişiyi seçip onun da doyum kaynağı hâline getirmektir. Bu, dolandırıcılığın aksine, yüzeye çıkmak için başkasının ellerini tırmalamadan ona şefkatle bağlanmak kadar merhamet dolu bir davranıştır. Seni dinlemek, seni sorgulamak ve mücadeleni takdir ederken seyreltilmiş suyunun eskimeyen kovasında tanık olmak, “işte bu” dediğim… Tıpkı bir zamanlar kendime dediğim gibi.  

Hadi lan oradan. 

Deme işte deme öyle kimse kimseye bunları zorla yazdırıp söyletemez ya… 

Deniz Uğur Çil 

Görsel Kaynak: https://images.app.goo.gl/NP1yJKXLWktYoutH9 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.