Hep istemediğimiz şeyleri yaşamamız ne istediğimizi bilmememizin cezası mıdır? Tutunmaya çalıştığımız dal kırılmış, dibi de ziyadesiyle görmüş, dibi görmenin rahatlığını da kendimize inandırmış olabilir miyiz?
Her şeyin gayet tıkırında gittiğini düşündüğünüz bir an bir şeye kilitlenir gözleriniz; bu bir fotoğraf, ağaç, peçetelik, tahta parçası hatta kefir kutusu bile olabilir. Donakalırsınız. İçiniz buz keser. Yaşamış olduğunuz anlar film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçer; bazı yerlerde takılır, bazı yerlerde geriye sarar, bazı yerlerde kopar gider. Ama neyse ki anılar ses çıkarmaz. Bu konuda şanslıyızdır.
İçinizde hissettiğiniz, sizi huzursuz eden, ilerleyemediğinizi fark ettiren düşüncelerin peşine düştüğünüzde sizi yere yapıştırır. Hatta sinsidir de. Bir bakmışsınız, dengeniz şaşmış, aklınız karışmış hatta biraz yamulmuşsunuz. Görmemek istediğiniz şeylerle savaşmaktan yorulmuşsunuz. Yenilirsiniz, kabullenirsiniz. Aldığınız nefes, saatinizden gelen sesler, önünüzde duran içeceğin soğuması, etrafınızdan gelen kahkaha sesleri ağır gelir.
Anılar her yanını sarar, saldırırlar. Aklınızdan atmaya çalıştıkça meydan okurlar. Düşünceleriniz gözlerinizden akmaya başlar en sonunda. Yatağınızın içine girip küçücük olmak istersiniz ama o bile dayanılmaz bir şekilde rahatsız eder. Bir girdabın içinde gibi yavaş yavaş yok olursunuz. En azını beklediğiniz şey hayatınızı değiştiren bir dalga etkisi yaratabilir. Düşüne düşüne uzatmaları oynar, boşa kürek çekersiniz. Kendinizi çarkta sürekli dönen bir hamster gibi hissedersiniz. İçinizdeki evetler hayır gibi, hayırlar evet gibi davranmaya ve işleri daha da karmaşık hale getirmeye başlar. Hayatla olan ilişkisinin ayarı da kaçar sanki.
Neden sanki her şey anıları canlandırmak zorunda ki? Yok işte. Ama asıl sorun da budur, o yokluk ağır geliyordur. Yokluğun varlıktan çok daha fazla yer kapladığı bir zamandasınızdır. Yanında nefes alıp veren yok, gülümseyen yok. Giden birini hatırlatır. Sevgili giden, bizi burda kendimize bırakıp nereye gider?
Kendi içinde kaybolmak isterken içini bulamaz insan. Dışına taşamayan düşüncelerin içinde çırpınır durur. Aynı yerlerden başka sebeple geçmeye, başka duygular yaşamaya başlar. Hatta yeni olan kendinle eskiye bakmak tuhaf gelir. Ama aslında her an önemlidir. Bir yere mutlaka ulaşır. Yani umarım öyle olur. Sonuçta hayatı yaşanır kılan şeylerdir bunlar. Geriye bu anlardan pusuda bekleyenler kalsa da…
Yazar: Feray Ünsal