Sonra’ Denen Her Şeyin Bugünde Bir Bedeli Var

“Belki de cidden zararsızdır sonralar; keşkelerle, belkilerle, acabalarla, yine de’lerle bitişene dek. Geç kalmış cümleler, geç kalmış sözler, geç kalmış sarılmalar, geç kalmış bir mutlu yıllar, geç kalmış bir iyi ki doğdun, geç kalmış bir iyi ki varsın; geç kalmış, hiç edilememiş ve hiç edilemeyecek bir veda ile birleşene dek, belki de cidden zararsızdır sonralar.”

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Erteleme, zamanın akışına karışan bir gecikme değildir; daha çok anın içinden usulca

çekilen bir damar gibidir. Kanamayı hemen ele vermez, yüzey bir süre daha bütün kalır.

“Sonra…” denilenler de böyledir; yer değiştirme gibi görünür ancak dokunduğu her ânı

kendine ait belirsiz bir aralığa taşır. Ne tam vardır o aralık ne de yok sayılabilir. Askıda durur.

Bekler. Biriktirir. Üzerine gidilmeyen her düşünce, değdirilmeyen her ihtimal, burada sesini

kısmayı öğrenir; sonra tam da o sessizlikte çoğalır. İlk kayıp bir eksilme gibi hissedilmez;

yalnızca anın dokusunda ince, neredeyse fark edilmez bir gevşeme olur. Bir lif kopmaz belki

ama tutuş zayıflar. Bembeyaz bir elbisenin üstünde ufak, bej bir toz lekesidir bu. Belli

değildir; tetikte tutar ancak ‘sonra’ hâlâ zararsız bir erteleme gibi görünmeyi sürdürür. Oysa

içinden geçen her şeyi yavaşça dönüştürür. Bugünden eksilttiğini belirsizliğin içinde başka bir

biçime sokar ve böylece erteleme, ilerlemeyi taklit ederken bile geride bıraktıklarını çoğaltır.

Tamamlanmamışlığın içinde biriken, dokunulmadıkça derinleşen, her tekrarında biraz daha

yerinden kayan bir süreklilikle varlığını sürdürür. Sonsuz bir ihtimaller silsilesidir sonralar,

yanlarına belkiler gelir, planlar yaptırır, bozdurur, tekrar yaptırır, tekrar bozdurur. Son hızda

freni bozulmuş bir trende hissedersiniz kendinizi, içindeyken her şey yolundaymış gibi gelir,

duvara toslayana dek…

Hiçbir sonranız kalmayana, sonraların hiçbir anlamı kalmayana dek… Kelimeler ağır

gelir o anlarda taşıyana; o ana dek bozulmuş her plan keşkelerde kalır, o ana dek bozulmuş

her söz belkilerle sarılır, o ana geç kalan sarılmalar ağır gelir kollara, o ana alınmış hediyeler

buluşur toprakla. Zararsız görünür sonralar, zamanın akışında ufak bir yer değiştirmedir

yalnızca. O an değil bu andır, bu an değil şu, şu değil diğeridir; başka bir an anlamını yitirene

dek sonsuz sonralarla doludur insan zihni.

Belki de cidden zararsızdır sonralar; keşkelerle, belkilerle, acabalarla, yine de’lerle

bitişene dek. Geç kalmış cümleler, geç kalmış sözler, geç kalmış sarılmalar, geç kalmış bir

sonralar.

Pınar Yaman

https://pin.it/50vLU0A3E

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.