(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Yapayalnızdım.
Üzerimden geçen vapurlar, kalabalık caddeler, içi tıka basa dolu taşıtlar, kendinden
geçmiş insanlarla süslenmiş meyhane köşeleri, her sokak başı bekleyen mahalle bekçileri,
benim Galata’mı aşk palavrasına alet edenler ve daha niceleriyle doluyum ben…
Bu saydığım kalabalıkların hiçbiri yalnızlığa hapsedilen İstanbul olduğum gerçeğini
inkâr edemez. Her sabah Nişantaşı sokaklarındaki çiçekçiler selamlar güneşi, ben ise o
selamın içindeki geçiciliği hissederim. Kız Kulesi ve Adalar geceye eşlik eder; ışıklar suda
belirir, dalgalar onları parçalar, ben ise o parçalanışta kendimi izlerim. Aşıkların şehri
olduğumu söylerler. Birbirine kavuşmayı bekleyen eller, sevdiğine kenetlenmiş gözler,
fısıltıyla edilen sözler… Hepsi benden bir parçaymış gibi anlatıp dururlar.
Hep düşünürüm, bu denli yalnızken aşıklar bende nasıl hayat bulabiliyorlar? Palavra
derim hep. Güzeller güzeli Galata’m, benim göz bebeğim aşk yuvası oluvermiş. İnanmam,
inanamam… Herkes ona baktığında aşkı görüyor ben ise geçip giden zamanı…
Sahilden usulca kalkan gemiler göz kırpar bana. Sanki bir derdi varmışçasına… Lakin
kulak veremem hiçbir zaman onlara. İstanbul’um ben, yalnızlık yeminim var benim. Nasıl
yok sayarım?
Göz ardı ettim hep bana sessizce yaklaşmaya çalışan kalabalıkları. Bir zaman sonra
baktım ki ne kıyıdaki gemiler ne sıkışık kalabalıklar ardındakiler ne de tırabzanlarda hayat
bulmaya çalışanlar… Hepsi çekip gitmişler. Veda etmeyi dahi çok gördüler der; kızardım
onlara. Nasıl bir anda terk edebildiler, ben vazgeçilemez yüce İstanbul’dum oysa.
Sokaklarımda kaybolmak isteyenler, ışığıma kapılanlar, denizime bakıp huzur bulanlar hepsi
birer birer eksildi. Sonra anladım, cevap basitti: İstanbul’da sonbahar…
Gökyüzü erkenden kararıyor, kalabalıklar yerini sessizliğe bırakıyordu. Ben ise kendi
içime daha çok gömülüyordum. Her giden içimde biraz daha yer açıyordu yalnızlığa. Her
boşluk beni bir nebze daha ben yapıyordu. Aşkın şehri dedikleri İstanbul oysa ayrılıklarıyla
derinleşiyordu. Belki de bu yüzden bendeki her başlangıç bitişi beraberinde getiriyordur.
Yazar: Melike Karabaş
Görsel kaynağı yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur