(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Bir yazarın kalbine girmek, yazının hafızasında mühürlenmeyi kabul etmektir. Bir
yazar âşık olduğunda hikâye tümüyle yön değiştirir; aşkın yurdu artık göğüs kafesi
değil, mürekkebin değdiği sonsuz kelimelerdir.
İnsanlar aşkı kırmızı bir kalbe boyar, bir fotoğraf karesine sığdırır yahut
hatıralarla dolu anı kutularında saklar. Oysa bir yazarın aşkı, çerçeveleri
reddedendir; saklanacak bir hatıra değil, sulandıkça genişleyecek güneşli bir
bahçedir. Çiçekleri daima susuzdur yazarın ve kelimeler tükenmez âşık olmuş bir
yazar için. Tasvir edilecek ne çok şey vardır kalbinde yer etmiş o narin surette:
Rüzgâr değmiş telaşlı saçları, ıslanmış kirpiklerin sessiz yası, al al olmuş utangaç
yanakları… Gülünce kısılan gözleri bir satır başı, yanağında derinleşen gamzesi ise
tamamlanmamış metnin üç noktasıdır. Bu yüzdendir ki âşık olmuş bir yazarın kalemi,
aşkın bitmek bilmeyen zerrelerine usulca dokunur.
Yazı, bir yazarın tutmaya çalıştığı anıları değil; onları tutamama korkusuyla
yüzleştiği yerdir. Zira her hafıza biraz nankör ve yitirmeye meyillidir. Günler geçtikçe
sevgilinin gülüşündeki o ince çizgi ve kendisine dair hatırlanmaya değer ne varsa her
biri hissettirmeden silinir. Yazar ise zamanın bu sessiz hırsızlığı karşısında direnir;
nitekim bahçesi soldurmamaya yemin ettiği çiçeklerle doludur. Menekşesinden
zakkumuna dek serpilen bu bahçe, bir zamanlar yeryüzüne misafir gibi inen o tarifsiz
sevginin güneşinde yeşermiştir. İşte, o günden beri ne mürekkep ne de kirlenmeyi
bekleyen temiz sayfalar yazarın masasından eksilmemiştir. Parmak uçları sızlayana
ve bileği ağrıyana dek dökülür cümleler kâğıda. Bu öyle alelade bir anı tutma çabası
değil; öldürmeden, soldurmadan yaratma ısrarıdır. Yazarın aşkı, tenin sıcaklığını terk
edip kâğıdın soğukluğuna geçtiği an şekil değiştirir; artık sevgili, etten ve kemikten bir fani
değil, virgüle asılı bir iç çekiş ve noktada mühürlenen bir kaderdir.
Yazar âşık olmuşsa eğer aşk ölümü tanımaz; ölümsüzlük baş gösterir. Kelimelerde
can bulan bir aşkın işareti ne kırmızıya boyanmış kalbe sığar ne de kapağı kapanmış anı
kutusunun havasız karanlığına… Yazar âşık olunca aşk bitmez tükenmez bir yaratıma
dönüşür. Mum erimez, kalem düşmez ve kâğıt eksilmez masadan. Sulanacak çok çiçeği var
ya… Dağınıktır bir yazarın masası. Cümleler çoğalır, paragraflar genişler ve aşk bir kitap
içinde okunur; her satır, yeniden doğuştur.Şayet bir yazar âşık olmuşsa sana… Korkma zamanın geçmesinden. Kelimelere zaman
uğramaz; zira bir kez yazılan, her okunuşta yeniden çağrılır bugüne. Korkma; senin ömrün
takvim yapraklarında değil, bir kitabın sayfalarında saklıdır. İster binler okusun seni, isterse
sadece yazarın kalemi bilsin; fark etmez. Unutulmaz ve saklanmazsın. Sen o satırların
arasında, mürekkebin sadakatine emanetsin. Kimse bilmese bile yazılmış olacaksın. Korkma;
ebediyen satırlarda nefes alacak, bir yazarın belleğinden çıkıp sonsuzluğa karışacaksın.
Eda Demiral