(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
Kırılmak deyince aklınıza güzel anılar mı yoksa kötü anılar mı geliyor? Çoğu kişiye
kırılmak denilince aklımıza birinin bizi incitme anları, ağladığımız anlar hatta kendimize
“neden böyle oldu” diye sorduğumuz anlar bile gelir. Ama ben bu kırılmanın iyi bir tarafı
olduğunu düşüyorum o da kırılmanın bir tür uyanış olmasıdır. Aslında her kırılma anımız bize
kendimizi yeniden kurma fırsatı verir.
İnsan sürekli başkalarına kırılmaz değil mi? İnsan bazen kendine de kırılır ne de olsa en sert
eleştiriyi herkes kendine yapar. Mesela ben en çok, kendi beklentilerimi karşılayamadığım
için kendime kırıldım. Bir şeyi başaramadığımda ya da olaylar planladığım şekilde
ilerlemediğinde hep kafamdaki ses “yine olmadı”, “yine yapamadın” diyor. Ama bir süre
sonra fark ettim ki bu kırılma aslında herhangi bir yetersizlik ya da güçsüzlüğü
göstermiyormuş ve her kırgınlık bir zayıflık değilmiş. Asıl güç; parçalanmamak değil,
parçalandıktan sonra küllerinden yeniden doğmakmış.
Bunun farkına vardığımız an en büyük yoldaşının kendine duyduğun şefkat olduğunu
anlıyorsunuz. Ben bunun farkına vardığımdan beri kafamdaki o “yine yapamadım” sesi
susmaya başladı onun yerine artık “Evet canım yandı, çok üzüldüm ama hayat dair yeni şeyler
öğrendim” sesini daha çok duyuyorum. Bunu demeyi öğrenmek yeniden doğuşun ilk adımdır
aslında. Kırılganlık zayıflık değildir, bir dönüşümün başlangıcıdır ve her kırık bir sonraki
güçlü adımlarımızın rehberidir.
Belki de kırılmadan geçirdiğimiz bir hayat tam anlamıyla yaşanmamıştır. Çünkü bazen
en güzel yanlarımız, kırık yerlerimizden sızar. Artık biliyoruz ki kırılmak bizi güçsüz ya da
yetersiz yapmıyor aksine her kırılma bizi kendimize daha fazla yakınlaştırıyor.
Unutmayın, her kırılma içimizdeki ışığın yönünü değiştirir. Yeter ki o ışığın
sönmediğine inanalım.
Yazar: Cemrenaz Asma