Cananım İstanbul

''İstanbul dedim de seni hatırladım.'' diyebilirim belki bir gün ben de sarhoş gönlümle. Şimdi ne aylardan nisan ne de ben leylayım.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir.) 

Size İstanbul’un sakin bir şehir olduğunu söyleyemem. Size İstanbul’un sizi yormayacağını da söyleyemem. İstanbul hareketlidir, İstanbul yorar lakin şunu söyleyebilirim ki İstanbul yaşamaya değer. Kendimi bildim bileli İstanbul büyülü gelmiştir bana. Kendimi bildim bileli İstanbul’u yaşamam gerekiyormuş, ilahi bir güç beni ona çağırıyormuş gibi hissederim ve yine kendimi bildim bileli İstanbul’u okudum, İstanbul’u duydum. Şimdi ise yaşıyorum. 1940’ların İstanbul’unu yaşayamayacağımı farkındaydım hep ama 2000’lerin İstanbul’una da razıydım. Ben İstanbul’a razıydım. Vedat Türkali “Sen bize layıksın.” der İstanbul için. Hep inanmışımdır; damarlarımızda akan kan kudretlidir ve İstanbul bize atalarımızın emanetidir. İstanbul nice devirler, nice hükümranlıklar, nice cengaverler görmüştür. Nice tarihe tanıklık etmiş, nice tarihi elleriyle yazmıştır. Bundandır ki her toprağı anlamlıdır, her toprağı kıymetlidir ve göz bebeğidir nezdimce.

Özdemir Asaf, İstanbul’u martıların kanatlarından seyretme şerefine nail olmuş. Ben olamadım. Martılar kırgın uçuyor artık, kanatlarıyla beyaza boyayamıyorlar gökyüzünü pek ama biliyorum ki denk geleceğim bir martıya ve inandıracak beni aydınlığın hala var olduğuna. Küsmedim, küsmem de. Ne martılara ne de kara çalan kanatlarına… ” Köprüde fersiz gözler açılır üzüntüyle.” der Sabahattin Ali. Fersiz göz çoktur artık İstanbul’da ama köprüde üzüntüyle açılmazlar. Köprü ilaçtır artık, köprü o gözlerin dünya telaşından kaçıp nefes aldığı yer olmuştur. Denizi hiç olmadığı kadar kıymetlidir artık İstanbul’un. Tepeleri hiç ağırlamadığı kadar misafir ağırlar. Kaçıp gitmek isteyeni çoktur İstanbul’un. Deniz tutar onları. Suyu da eskisi gibi tuzlu değildir İstanbul’un lakin hala faniliği unutturacak mayhoşluktadır. Meydanları çok gürültülüdür artık İstanbul’un. Beyoğlu’nun daracık sokakları bayram günü gibidir her gün, Taksim tek tük valslara şahitlik etmez artık, Taksim valsın ta kendisi olmuştur. Bundandır ki Çamlıca Tepesi gözdedir. Yalnızlık, yalınlık ve sükûn eşi benzeri olmayan nadide bir mücevherattır artık İstanbul için. Necip Fazıl bir dizesinde ” Eyüp öksüz, Kadıköy süslü.” diyor. Bugün Kadıköy süslü değil, telaş içinde. Üç günlük dünyanın birinci gününde korkak, ikinci gününde avare, üçüncü gününde nankör bir de dördüncü güne çıkacakmışçasına bir şeyler yetiştirmeye çalışıyor artık insanoğlu. Sahip olmadıkları gerçekleri benimseyen ve bunu ispatlamak uğruna canını dişine takan, bir tebessümden yahut hâl hatır sormaktan yoksun, gamsızlıktan bitap düşmüş insanlar geçiyor artık Kadıköy sokaklarından. Ellerinde nazikçe kasket şapkalarını taşıyan ve edepten mahcup yürüyen İstanbul beyefendileri; dizlerinin altında biten pileli etekleriyle, hokka burunlu babetleriyle alımlı alımlı süzülen hanımefendileri yok artık Kadıköy’ün. Eyüp, öksüz değil gözümde. Eyüp huzurlu, Eyüp revnaklı lakin göze hitap eden cinsten değil revnaklı oluşu. Sizi içine çektiğinden… Bir hanımefendiye rastladım geçen Eyüp’te. Kök köke dükkanların arasındaydı. Yeşilin en munis tonundan bir eşarbı vardı. Umut oldu bana. Sanki Kadıköy’ü süsledi, fersiz gözlere fer oldu. Sanki içime kondurduğu umut martıların kanatlarından İstanbul’u izlettirdi bana. Gülümsüyordu. Karşılık beklemeden gülümsüyor, karşılık aldığında ise içine sığmayan bir teveccühüyle müteşekkir oluyordu. Arada sırada göğe bakıyor derin derin nefes alıp veriyordu. Sanki nefesi onun en kıymetlisiydi. Gözlerinin içi parladığı kadar, farkındaydı da olup bitenden. Arada sırada boşluğa dalıyor, gidiyor, kayboluyordu. Sanki nefsi en büyük imtihanıydı. 

Biliyordum ki; Eyüp’e uğrayan, heybemdeki benzetmelerle umuda yorduğum hanımefendi yalnız değil. Biliyorum ki Kadıköy bir gün yine süslü olacak, huzur dolacak. İstanbul’da bir fakir gencim. Orhan Veli’den tek noksanım aşk. ”İmkânsız şey şiir yazmak, aşıksan eğer ; ve yazmamak aylardan nisansa.” diyor kendileri. Benim için imkânsız değildir şiir yazmak; İstanbul’a mecnun gözlerle baktığımdandır belki. Belki de küstahça konuşuyorumdur aşk hakkında. Yalnızca düşleyebilirim Galata’nın şarkılar mırıldadığını, Üsküdar’da çiseleyen yağmurun tenime nasıl efsunlu işlediğini. ”İstanbul dedim de seni hatırladım.” diyebilirim belki bir gün ben de sarhoş gönlümle. Şimdi ne aylardan nisan ne de ben leylayım. Ama biliyorum ki İstanbul, aşkı; aşk İstanbul’u güzelleştirir. Aşk mühim değildir. Aşk bulunur, yaşanır, sevilir. İstanbul bambaşkadır. İstanbul, candır da canandır da.

                                                                                                                 Eslem Uyar

https://pin.it/1wufVBky5

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.