Buzdağı

"Zaaflarımızı, sahip olduğumuz güzel şeyleri, kurduğumuz heyecan dolu hayalleri paylaştığımız bu insanlar günün birinde başkalarına anlattığımız “nefret” duygusu haline gelebiliyor. Belki de insana en acı veren şey budur: Yıkılmaz zannettiğimiz duvarları yıkanlardır."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 5 dakika sürmektedir.)

İnsan için güven neden böylesine önemliydi?

Geçmişinize bir bakın; hiç tanımadığınız, daha önce hiç tokalaşmadığınız bir insanla bir gün karşılaşıyor ve ardından bu insanı bir anda hayatınızın en değerli parçası haline getirebiliyorsunuz. Kimi zaman bir dost, kimi zamansa bir eş. Sahiden insanoğlunun bir başkasına bu denli güven duyması niçin bu kadar önemliydi?

Zor, karmaşık ve umduğumuzun dışında gerçekleşen olay ve durumlar insan için büyük bir tehdittir aslında. Çünkü yaşanılan her trajedinin ardından bizler tüm bu olumsuzlukların birileri tarafından düzeltilebileceğine inanıyor ve kendimizi onlara teslim ediyoruz. Her insan yaşadığı çaresizliklerde başını yaslayacağı bir omuz ve sırtını dayayacağı bir duvar ister, istemekten de ziyade: “Her insan birbirine muhtaçtır.” Çünkü bizler su gibi akıp giden kısacık hayatlarımızda yeri geldiğinde birilerini arar hale gelebiliyoruz, bu biz insanoğlunun yadsınamaz bir gerçeği.

Güven dedik değil mi?

Adına güven dedikleri olgu o kadar garip ki bazen aynı evde yaşadığımız, ellerinde büyüdüğümüz insanlar varken bizler bir gün, “Merhaba!” diyerek birbirimizin dünyasına adım attığımız insanlara; hayaller, umutlar, korkular ve zaaflarla dolu odalarımızda bir yatak verebiliyoruz. İnsanın hayatında var olan ve bizlerin bir gerçeği olan bir diğer durumsa, “yanlış tercihler” yapmak olsa gerek. Başkalarına beslediğimiz bu sevgi akabinde inşa ettiğimiz ve yıkılmaz zannettiğimiz güven duvarları hiç beklemediğimiz bir anda buz dağına çarpan bir gemi edasıyla kalbimizin soğuk sularına gömülebiliyor ve elimizden sadece usulca izlemek geliyor…

Yanlış tercihler, yıkılan güvenler ve kırılan kalplerimiz. İşin en tuhaf tarafı yaşanılan her hüsranın ardından insan her ne kadar, “Bir daha asla güvenmeyeceğim.” ya da “Bir insana asla bu kadar değer vermemelisin.’’ cümlelerini kendisine kursa da nankör zamanın içerisinde, dalgaların kumdan kalelerimizi yıktığı gibi bu cümleleri ve kendimize verdiğimiz sözleri yıkıyor. İnsanlar yaşanılan her olumsuzluğun ardından yılmadan, “Zaman her şeyin ilacıdır.” dese de maalesef zaman bazen mantıkla alınan kararları zehirleyen bir gerçek haline dönüşüyor.

Zaaflarımızı, sahip olduğumuz güzel şeyleri, kurduğumuz heyecan dolu hayalleri paylaştığımız bu insanlar günün birinde başkalarına anlattığımız “nefret” duygusu haline gelebiliyor. Belki de insana en acı veren şey budur: Yıkılmaz zannettiğimiz duvarları yıkanlardır. 

Unutmayın ki bir insana verilebilecek en büyük ceza onu yok saymaktır. Bazen odalarımızın rengârenk duvarlarını siyaha boyayan, onlara beslediğimiz ahenklerle dolu duygularımızı karanlığa mahkûm eden ve inandığımız sevgilerine bahşettiğimiz güveni yıkan acizlere verilebilecek en büyük ceza belki de buydu. İnsanın hayatındaki gerçekliklerden bahsederken yaşadığımız bu gerçekliğe sebep olan o olgunun “ihanet” olduğunu görüyoruz. Şüphesiz ki insanın hayatındaki en büyük hatalarından birisi de bizim için önemli olanlara ihanet etmeyi tercih ediyor olmamızdı. 

Oysaki insan şunu es geçiyordu: Her insan bir buz dağıdır, bizler okyanusun üstünde olanla tanışırız ve iş, çıkar uğruna, yaptığımız duygu ve güveni yıkmaya geldiğinde buz dağının; okyanusun derinliklerinde, karanlık tarafında saklı kısmıyla karşılaşırız. Karşılaştığımızda ise yaşanılan şey ve geriye kalanlarsa; soğuk sularda çığlık atan duygularımız ve okyanusun üzerinde kalbimizden kalan kırılmış parçalardı…

Yağız Efe Yaşin 

Görsel Kaynağı: Yapay zekâ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.