Nietzsche Güldüğünde

Şimdi söyleyin bana, siz değil miydiniz hakikati prangalardan silkeleyen. Tan vakti güneşin kızıl ışıkları altında gökyüzünde sergileyen. Kaldı mı hakikatinizin sağanakları altında ezilmeyen? Söyleyin bana, kim öldürdü tanrıyı? 

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakikadır.)

Kendi karanlığımda kaybolurken öğrendim ben boşluklara tutunmayı. En yüce hakikatin hakikatsiz kalmaktan ibaret olduğunu da…  Uzun yolları yürümeyi, yüksek dağlara tırmanmayı ve ince ipler üstünde cambazlık yapmayı böyle öğrendim ben.  En derin acımı kollarımda ovuşturdum, sarılmaktan da öte içimde yaşattım. Acım benim şimdi. Mutluluğuma, sakalları pis içinde kalmış yaşlı bir dilenciye beslediğim öfkeyle vurdum tokadı. Pis şey. Beni kendimden uzaklaştıran her şeyden tiksindim. Budur benim öğretim. 

Yol sormadım kimseye, “yolumu yollara sordum(1). Dağların yamacından akıp hırçın köpüklerle beslenen akarsularımın taştığı bir vakit; aramayı ve araştırmayı bıraktım. O zaman bulmayı öğrendim. Uçmak için önce emeklemeyi sonra yürümeyi, koşmayı ve dans etmeyi bekledim.  En sonunda kendime vardım. Budur benim yaşantım, ne uzaklarda yaşamak ne de yakınlarda aramak onu. Aksine, en başından beri, yazgıma -kendi yazgıma- boyun eğmek, sevmek onu. 

Siz neyin iyi, neyin kötü ve neyin ahlaklı olduğunu tartışırken kızdırdınız bulutlarımı. Alacakaranlık vaktiydi; öyle bir sustum ki konuşmayı unuttum. Beni dinlemek için gelenlere şimşeklerimi dinlettim. Sert rüzgarların altında çakan yıldırımlarım korkuttu onları.  Yok sattım. Kan kustum. Erdeme, ahlaka, iyiliğe, kötülüğe, bütün değerlere. Hepsine ben çektim kılıcımı. Kendi hakikatimi ben yarattım. Arenaların hepsinde ben savaştım. Savaşı da barış kadar sevdim. Budur benim deyişim. 

Kayıp neslin trajedisini çizdim ellerimle. Üstün insanı yarattım, sığınmadan -t e k  b i r  g ö l g e y e. 

Şimdi söyleyin bana, siz değil miydiniz hakikati prangalardan silkeleyen. Tan vakti güneşin kızıl ışıkları altında gökyüzünde sergileyen. Kaldı mı hakikatinizin sağanakları altında ezilmeyen? Söyleyin bana, kim öldürdü tanrıyı? 

Şimdilerde tanrı, keskin ve yüksek uçurumlarda sürüklenen insanların tutunduğu küçük ağaçların ince dallarıdır sadece. Zavallılık. Zavallı bir domuzun gece karanlıkta avcıların kuytusuna sığınması gibi. Oysa benim büyük kayalarım yuvarlanıyor o uçurumlardan. İnsana ve değerlerine dair ne varsa, hepsi düşüyor tek tek. Ben de bir tekme atıyorum hepsine. “Düşeni itmek gerekir ki daha tez geri kalkabilsin.”(2)

Uzun süre dağlarda yaşadım ve uzun süre ayaklarımla yazdım. İyinin ve kötünün ötesinde yeni bir hayat yarattım, dinginliğime. Tan kızıllığı çoktan kayboldu. Şimdi gecenin sessiz gürültüsünde dans etmeyi bekliyorum. Bir hayli dinledikten sonra, yeni bir çalgıcı buldum kendime, üstelik bir de türkü yazdım, a l t ı n  h a r f l e r l e. 

“Köprüde durdum

Geçen gün, kahverengi gecede

Uzaklardan geldi şarkı

Altın damlalar kaynıyordu

Titreşen yüzeyde

Gondollar, ışıklar ve müzik-

Sarhoş yüzdüler, günbatımından öteye

Ruhumun telleri titredi

Ve gizlice bir gondolcu türküsü

Şakıdı kendi kendine titreyerek

Mutluluktan rengarenk.

-kimse duydu mu onları ?” (3)

Dipnot 1: Frederich Nietzsche’nin bende yarattığı etkiyle ve içselleştirdiğim haliyle, görüşlerini ve felsefesini yansıtacak ölçüde tasarladığım bu metin; aslını yüceltme amacı taşıyan bir üslup taklididir.

Dip Not 2: Esasında; hayatta bana tavır almayı, yolumu yollara sormayı, bütün değerleri yeniden değerlendirmeyi, kendine karşı sahici bir şüpheyi, canavarlarla canavar olmadan savaşmayı ve kendi karanlığımdan korkmamayı öğreten Nietzsche’ye bir övgüdür sadece. 

1Böyle Buyudu Zerdüşt, syf. 45

2Böyle Buyurdu Zerdüşt, syf. 51

3Ecce Homo, syf. 34

Yazar: Burak Bayık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.