(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır…)
Yaşamın gizemi araştırıldığında asıl hikâye insanın en derinlerinde saklanmış olarak bulunur. Birçok insan kendi hikâyesini öğrenemeden ölür, bazılarıysa kendi hikâyesini öğrenince gerçek bir ana karakter olur. İnsanın içindeki o derinlerinde bulunan hikâyesi en acı verici olayları da saklar. En güzel eserler genelde en sarsıcı, korkunç ve acı olanlardır; en güzel hikayeler de en derinlerde saklanan anılardır.
Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır demiş Sylvia Plath. Sırça fanusumuzun içinde nefes alıp veren insanlarız. Bazen o şeffaf gerçeklikle ve hikâyemizle aramızdaki sınır olan camı süslüyoruz; onunla yaşamayı öğreniyoruz belki de kabulleniyoruz. Bazen onu kırmak için tüm savaş malzemelerini elimize geçiriyoruz, mücadele ediyoruz belki birkaç kitap belki de birkaç keman notasıyla… Şeffaf camda bir çizik bile oluşmazken gün doğumuna kadar tüm gece o sınırı yok etmek için oradayız işte.
Ailemiz, arkadaşlarımız, yoldan geçen yabancılar artık hayaleti andırıyor ve insan en büyük kabusuyla baş başa kalıyor; kendi zihninin içine hapsolmak, herkesin onu unutması.
Günler geçtikçe yeni sığınıklar arıyor insan o fanusun içinde. Kimisi müziğe sığınıyor, kimisi kelimelere ve kimisi de bir yorganın altında saklanmaya sığınıyor.
Mevsimler geçiyor, kar, yağmur ve yapraklar şeffaf camın üstünde bir şerit oluşturuyor. İnsanlar geçip gidiyor, bazıları tanıdık fakat kimse o fanusun içinde hapsolmuş birisini kurtarmak için çabalamıyor; aslında artık o da çabalamıyor. Sığınaklarıyla birlikte yaşamın öylece gelip geçmesini izliyor, bir kurtarıcısı olmadan. O da hikayesine sığınıyor, sırça fanusun içine sürükleniyor. Hikâyesini kabulleniyor ve öğreniyor, yaşamı, acıyı ve mutluluğu. Mutluluğun acıdan sonra geldiği için bu kadar kıymetli olduğunu fark ediyor. Tüm bulantısının ve sırça fanusun içinde kendi hikâyesini buluyor.
Hikâyesini kabullenmesiyle sırça fanusu yok oluyor. Üzerine yağan yapraklar, kar taneleri ona yeni bir hayatı vaad ediyor. Bir gün doğumunda sonunda ayağa kalkıyor, aslında kıpırdamayalı bir ömür geçmiş. Yaşlı bedenine sarılarak gün doğumunu izliyor, yanında en sevdiği kitap Sırça Fanus ve birkaç sayfa keman notası var.
Sırça fanusunun içinde hikâyesini kabullenen insan için dünyanın kendisi korkunç ama katlanılabilir bir gerçekten ibarettir.
Hikâyesinin gizemini arayanlar için yazılmıştır.
Beni okuduğunuz için teşekkür ederim.
Kendi sırça fanusumuzun içinde sığınaklar bulabilme ümidiyle,
Yazar: Ayşegül Çıkrıkcı
Görsel Kaynak: Canva