SON BİR ŞARKI

Oysa, her şeyi batırdığında, tüm dünya sırt çevirdiğinde yüzüne ve gidecek tek bir yerin dâhi kalmadığında, "ev" olmak isterdim sana. Kendini en kötü, en çirkin hissettiğin anlarda, saçlarını okşayıp seni her şeyden çok sevdiğimi söylemek isterdim.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 6 dakikadır.)

“Başka bir evrende,
En güzel hâlinle…”
(“Seni Dert Etmeler”, Madrigal)

Oturduğum yerden fırlayıp kapattım şarkıyı. Oda, yeniden sessizliğe gömüldü. Işıkları da söndürüp üçlü koltuğa bıraktım kendimi. Uyumak istedim. Saatlerce, günlerce belki ya da tüm bu olanlar geçip gidene kadar uyumak… Gözlerimi açtığımda, başucumda gülümseyerek oturuyor olma ihtimali geldi aklımda. Hâla anahtarı var aslında, eğer isterse…

Öfkeyle doldu içim. İstemedi işte, defalarca kez konuşuldu bunlar, tartışıldı milyon defa… Kaç defa daha verilebilir bir savaş? Her cephede, birlikte omuz omuza mücadele ettiğin, uğruna dünyayı karşına aldığın insanı, kaç kere daha namlunun ucunda görmeye dayanabilirsin? Belki de en zoru buydu, bir şeyleri kabullenmeye dair. Eğer isteseydi, bunların hiçbiri yaşanmazdı. Yanlışlıkla ya da farkında olmadan yapılan şeyler değildi. O da biliyordu diğer türlüsünü yapabileceğini. Sadece tercih etmedi. Üzüleceğimi, yıkılacağımı, paramparça olacağımı biliyordu. Beni, en iyi tanıyan kişiden bahsediyorum. Korkularımı, kaygılarımı, kendimi en çaresiz hissettiğim zamanları, ağladığımda gözlerimin maviye döndüğünü ve bana dair pek çok şeyi sadece o biliyordu.

Şarkının sözleri dönüp duruyor zihnimde. Susturmaya çalıştıkça, daha da artıyor ses. Gözlerimin önünden geçen anılara fon müziği oluyor. Sadece, örtüşmüyor birbiriyle. Bizim kurtuluşumuz değil başka bir evren. İstemiyorum, çünkü gördüm. Bu evrende, en güzel hâline bizzat tanık oldum. İnanılmazdı ve her zerremde hissettim, inan bana. Gerçek olamayacak kadar müthiş ve yaşadığım en gerçek şeydi. Bütün bunların, bu evrende mümkün olabildiğini gördüm. Başka bir evrene bırakamam, böyle bir belirsizliğe atamam bizi. Riske giremem, öyle bir şey değil bu. Sadece, hiçbir şey değişmemeliydi. Sırtımı yasladığım duvarın altında kaldım sanki. Bilmeliydin, koşullardan bağımsız, her şey olup bittiğinde, yanında olacak kişinin ben olduğumu bilmeliydin. Parti bittiğinde, ışıklar sönüp müzik kesildikten sonra, o kapkaranlık boşlukta, ellerini tutup otururdum seninle seve seve. İşler iyi giderken, herkes herkesin yanında değil midir zaten? Mutluyken elbet kalabalık olabilir etrafın, bir sürü kişi bulabilirsin eğlenecek. Oysa, her şeyi batırdığında, tüm dünya sırt çevirdiğinde yüzüne ve gidecek tek bir yerin dâhi kalmadığında, ‘ev’ olmak isterdim sana. Kendini en kötü, en çirkin hissettiğin anlarda, saçlarını okşayıp seni her şeyden çok sevdiğimi söylemek isterdim. Bir gün, tüm insanlık nefret etse de senden, isimlerimiz yan yana girsin isterdim tarih kitaplarının ‘kötü adamlar’ tarafına.

Haklısın, ben de aptalca davrandım. Yaraladım seni kelimelerle. Öfkeliydim, her şey farklı olabilecekken, defalarca kez bir şeyleri farklı yapabilecekken, bu hâlde olmak çıldırttı beni. Hiç hissetmediğim şeyleri söyledim sana. Ama biliyor musun, tüm bu yaşananlarda sonra bile, hiçbir zaman nefret etmedim senden. Sevgim azalmadı hiç. Yine sana koşmak geldi içimden, uyanır uyanmaz sesini duymak istedim. Belki de korkunç olan buydu; yıllar sonra, her şey bambaşkayken, bir sabah uyanıp sana ne kadar ihtiyacım olduğunu hissetmekten ve sana ulaşamamaktan korktum. Ama daha korkuncu da var. Yıllar sonra, her şey bambaşkayken, bir sabah uyanıp bana ihtiyacın olduğunu hissedersen ve ben yanında olamazsam, bu her şeyden daha kötü olur benim için.

Tüm bunları iyice bilmeni ve emin olmanı isterdim. Şu an uzandığım yerde, kendi kendime değil, gözlerine bakarak anlatmak isterdim hepsini. Ama söylediklerimin öyle anlamsız, öyle işlevsiz olduğunu hissediyorum ki… Birkaç saat, belki birkaç gün sürüyor etkisi, sonra buharlaşıyor. Keşke neden böyle olduğunu bilebilsem. Keşke bir şeylerin nedenini bilsem gerçekten. Neyle, kiminle/kimlerle mücadele ediyor söylediklerim, aklından ne geçiyor ve ben neye kaybediyorum? En azından bunları bilmeye hakkım vardı sanırım.

Üçlü koltuktan kalkıyorum. Telefonumun, düşük şarj uyarısına aldırmadan, son bir şarkı dinlemek geliyor içimden. Eskiden, ne çok endişelendirirdi beni şarjımın bitiyor olması. Bana ulaşamayacağını ve endişeleneceğini bilirdim. Kalbinde huzursuzlukla yaşaman, kısa bir süre de olsa, kıyamazdım inan, dayanamazdım içinin sıkılmasına.

Son bir şarkı dinlemek istiyorum. Şarkı bittiğinde, kapının çalmasını hayal ederek dinleyeceğim, son bir şarkı…

“Every day I wake up, then I start to break up,
Lonely is a man without love,
Every day I start out, then I cry my heart out,
Lonely is a man without love…”
(“A Man Without Love”, Engelbert Humperdinck)

Yazar: Berkant Cödel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.