(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)
Artık okunmaz sayfalara benziyor bazı şehirler. Yırtıp atmak için çok geç, unutmak için biraz daha fazla. Olay ufkunu çoktan geçmek bu olsa gerek. Gerçekliğin karşısında uzamış bir spagetti yıldızına dönmek. Ama kollarını uzatmamak hiçbir şeye, her şeye, bir şeylere. Ardına bakmanın hiçbir anlamı yok, biliyorsun bunu. Biliyorsun ama her sabah bu yüzden mi geçmişe uyanıyorsun? O karadeliğin kenarına oturuyorsun, sana izletiyor, siyah beyaz, sesler kayıp ama kokular değil. İşte bu kadar basit diyorsun içinden, ama aynı zamanda neden bu kadar zor?
Bana bir hikâye anlatmıştın, çok güzeldi. Belki sonu mutlu bitmediği için. Biraz fazla gözlemciydin, küçük bir taş yerinden oynasa heyecanlanırdın, tortul kayaçlara tapardın. Kafanı onlardan birine yaslar, kolektif bir bellek arardın. Belki bulurdun ama bana söylemezdin. Nasıl olsa gerçeğe takıntılıydım, henüz o kara delikle tanışmamıştım.
Ardına bıraktığın izleri takip etmek zor değildi ama hiç bulunmaz bir yönün vardı. Bazen düşünüyorum seni, hala anlamıyorum. Sonu mutsuz hikayeleri mi seviyordum yoksa savunma mekanizmalarıma mı yaslıyordum sırtımı? Bilmiyorum. İşte gerçek oradaydı, karşımda, her sabah gözlerimi açtığımda komodinimin üstündeydi. Oysa sen bana geceyken, günün aydınlığını iddia ederdin. Kaldırımlardan süzülüp mazgallara akan suları dinlerdin. “Yaşamayı rüyalarında da unutuyor mu insanlar acaba?” derdin. Ben rüya bile görmezdim.
Başını yasladığın kayaçların bile değiştiğini bilmek seni üzer miydi acaba? Merak ediyorum. Benim uzadıkça uzayan bir yıldız spagettisine dönmem, o sayfaları bir türlü yırtıp atamamam, lambaları söndürememem, bazı sonların hep aynı kokması…Belki seyrele seyrele ama yine de değişiyorum. Oysa eminim, sen hep aynısın. Bu kara delik kollarımı yeterince uzatırsa belki, bir gün bir yerinden yakalarım seni. Anlayamam belki ama dinlerim.
Şimdi her aynaya baktığında yüzünü daha da unutan birine dönmek için bekliyorum. Sayfaları koparıp atma hayaliyle yazılmış eski ve tozlu bir kitap olmak için. Bazı şeylerin birer ayrıntıdan fazla gelmediği zamanlara dönebilmek için. Sözcükler çok yalın geliyor, sanki denizlerde yeterince su yok, tüm taşlar üstündeki parmak izlerini silmiş.
Aslında, işte bu kadar basit.
Yazar: Hatice Ceren Tırış