Artık, Önümüze Bakmanın Vakti

Yıllardır seninle olan, ama yıllardır da kullanmadığın herhangi bir eşya. İşte bazen atmak gerekiyor o eşyayı. Yerine yenilerini koymak için…

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)

(Okurken dinlemeniz tavsiye edilen şarkı: Cem Adrian- “Eskidendi Çok Eskidendi”)

Sevgili günlük,nasılsın?

Ben.. Şey, ne yapacağımı bilemiyorum şu sıralar. Nereye gideceğimi, nasıl yol alacağımı, ne hissettiğimi bile bilemiyorum. Yalnız kalmakla ciddi bir derdim var. Gittiğim yerlerden dönmek istemiyorum. Gittiğim yerlerinse benim için ne denli doğru olduğundan bihaberim.

”Ne içindeyim zamanın. Ne de büsbütün dışında…” Çok ağır bir özlem var içimde. Neye karşı bir özlem bu, bir türlü belirleyemiyorum. Her sabah uyandığımda, yeni bir güne başlamak gelmiyor içimden. Uyumak istiyorum sadece. Bir de büyük bir hevessizlik var içimde. Her şeye karşı. Zor geliyor bir şeylere devam etmek. Yaşamak, çok ağır bir yük geliyor omuzlarıma. Şöyle doyasıya da gülemedim ne zamandır. Eskiden gözümden yaşlar gelirdi gülmekten, şimdi.. yine geliyor aslında. Ama bu sefer gülmekten değil. Sonra, sürekli düşünüyorum şu sıralar. Düşünüp durmaktan, kafamın içinde sürekli sürekli hüzünlü yerlere gitmekten yoruldum. Çünkü geçmişi ne zaman hatırlasa insan, bir hoş oluyor içi. Geçmiş bugününü de alıp götürüyor. Ah şu geçmiş.. Öyle güçlü bir şey ki. Ne var ne yoksa, tek bir anda çalabiliyor insandan her şeyini. Ve ben, çok yoruluyorum artık eskiye göre…

“Ne yapacağımı bilemiyorum.” demiştim ya hani, sözlerime başlarken. Bir de ne yapacağımı bilmediğim eşyalarım var. Senin de vardır. Hani çalışma masanın üstünde bir kitap durur köşede belki. Okumayacağını bilirsin ama inatla durur o orada. Ya da yıllardır giymediğin bir gömlek, dolabında duran. Çok basit herhangi bir şey de olabilir bu. Kalemtraş olur, diğer eşi yırtılmış bir çorap olur. Hatta bir türlü çöpe atmadığın bozuk kulaklığın bile olur. Yıllardır seninle olan, ama yıllardır da kullanmadığın herhangi bir eşya. İşte bazen atmak gerekiyor o eşyayı. Yerine yenilerini koymak için…

Bazı eşyalar gibi bazı duygular da böyle. Geçmişi özlemek mesela. Geçmişteki ‘kendini’ özlemek. Geçmişe dair her şeyi özlemek. Ama ‘özlemek’ eskiden tatlı bir duyguyken, artık acı veren bir duygu, sevgili günlük. Çünkü özleyen yerlerini acıtıyor insanın. Ben büyümüşüm bir de günlük. Kaç yaşında insan olmuşum. Oysa ben bu kadar hızlı büyümek istememiştim… Hayat kocaman bir şey. Ve ben ezildiğimi hissediyorum. Herkes bir şekilde bir hayat tutturur yoluna gider de, ben o yolun kenarındaki istasyonda hiç gelmeyecek bir otobüsü beklermişim gibi geliyor. Şimdi bir şey daha farkediyorum: Belki de benim yolum, o durakta otobüs beklemektir. Heyhat (yazık) ya da değil, bilemem. Ama bildiğim bir şey var günlük, ben artık böyle olmak istemiyorum. Böyle düşünmek, böyle hissetmek, böylesine yıpranmak, bu kadar geçmişi düşünmek, geçmişe bu kadar yenilmek, böylesine güçsüz olmak istemiyorum. Ben artık, geçmişe bir perde çekip ona yavaşça el sallayarak, böylece hayatımın birinci dönemini kapatıp ikinci yeni dönemine başlamak istiyorum. Bazı eşyaları atmak lazım, sevgili günlük. Bazı eşyaları, atmak lazım.

                                                                                                        Yazar:Beyza Küçük

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.