VITRIOL

Tanımlar, tanımlar, tanımlar… Kim kimi nasıl tanımlar? Bu soru her zaman insanların zihninde dolaşıp durur. Kimse gerçeği bilmez ama konuşur durur. Şiir gibi geldi değil mi? Evet biraz öyle. Okuyanı sıkmak değil amacım. Ne de olsa günümüz insanlarının şiirleri bile plastik. Neyse düzyazıya dönelim tekrar. Bir grup insan bu sorunun amacından saptığını fark edip bir ansiklopedi yazmaya karar vermişler. Kişilerin karşısındaki insanlarla alakalı bütün düşünceleri sormuşlar. Herkesin düşüncesini almışlar. “Ayşe için ne düşünüyorsun?” diye 7.5 milyar insana sormuşlar. Hepsinin kesişimini almışlar. Matematikleri de iyiymiş hani. Bu sayede alabilmişler kesişim kümesini. Bunu ansiklopedide Ayşe’nin karşısına yazmışlar; “Ayşe budur.” demişler artık. Birisi Ayşe’yi sorduğunda ansiklopediye bakmışlar ve Ayşe’yi anlatmışlar. Herkes böylece birbirini tanımış, öğrenmiş. Tanımak kavramı zor ne de olsa değil mi? Kimse kimseyi tamamen tanıyor sayılmaz. Tanımlayabiliyor diye düzeltiyorum orayı. Ama buradan düzeltiyorum. Neyse insanlar böylece birbirini daha iyi tanımış. Yine yanlış yazdım; “tanımlamış” ve daha fazla öğrenmişler birbirlerini. Daha çok Ayşeler, Ahmetler görmüşler. Bu sayede Dünya’nın her tarafındaki Josefları biliyorlarmış. Dünya üzerinde yaşayan bütün Helgalarla sohbet edebiliyorlarmış, bu ansiklopediyi okuyanlar. Ansiklopediyi yazanlar ise son üç sayfayı boş bırakmış. Niye üç derseniz ben de bilmiyorum, öyle gelişmiş herhalde. O üç sayfaya kendilerini tanımlamalarını istemişler ama olmamış, yapamamışlar. Herkesi tanımlayan insanlar kendilerini tanımlayamamışlar. 

Herkes herkesi tanıyormuş ama kimse kendini tanımıyormuş. Ansiklopedi New York çok satanlar listesine bile girmiş. Herkes beğenmiş, okumuş ama tanımlayamamış. Kendini tanımlayamamış insan. 7 milyar 499 milyon 999 bin 999 insanı tanımlayabilen bireyler bir kişiyi tanımlayamamış sadece, kendilerini. Çok acı bir durum, demiş bu gruptaki insanlar. Çok acı. İnsanların kendilerini tanımlayamaması dünyanın sonu mudur yoksa insanlığın sonu mu? İnsanlığın sonuysa eğer dünyada neler olacak? Bu sorular zihinlerini ketlemiş. Ketlenmiş zihinlerle öğretmeye çalışmışlar ama olmamış. Niyeyse insan kendini tanımlamaya ve öğrenmeye istekli değilmiş. Kazanma hırsı bürümüş gözlerini hepsinin. Hırsın kötü bir şey olduğunu anlatmıştım diye anımsıyorum size. Çok çabalamış, ketlenmiş zihinlilerin olduğu grup. Bir çözüm aramışlar. Çözümü yine içlerinde bulmuşlar. Ketlenmiş zihinlilerin olduğu gruptan José Saramago bir ders vermek istemiş bütün insanlara. Bütün ulusal kanalları hazırlamış. Bütün ulusal kanallara mail atmış, bu konudaki motivasyon mektubunu yollamış ve kabul edilmiş. Vakit gelmiş ve çıkmış kameraların karşısına Saramago. Haykırmış nefesi yettiğince: “Hepimiz aynı hamurdan yoğrulmuşuz; et, kemik, kan, deri ve ilik. Gözyaşı ve terden ibaretiz fakat yine de bazılarımız korkak oluyor, bazılarımız kahraman, bazılarımız sakin oluyor, bazılarımız saldırgan!” Bütün televizyonlar kapanmış ardından, bütün internetler gitmiş, bütün elektrikler kesilmiş. Dünya üzerinde yaşayan bütün insanlar karanlığa ve kendine gömülmüş. Kendilerini tanımlayabilene kadar da gelmemiş hiçbirisi. Ne zamana kadar gelmemiş acaba? Acaba ölmüş mü hepsi? Acaba bulmuşlar mı kendilerini? 

Yazar: Alp Kaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.