Zamana Yenilmek

Şimdi gidiyorum, zamana yenildiğimi bilerek. Veda ediyorum zamana, en güzel anın yaşanılan olduğunu öğrenerek.

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakikadır.)
Birazdan gözlerimi kapayacağım, muhtemelen hiç açmamak üzere. Etrafımdakiler nefesime dikkat kesilmiş beni izliyor, nefes alışverişleri benimki ile ahenk içinde. Bu halleri komik geliyor, son birkaç güne kadar bu denli önemli olmamıştım kimsenin hayatında. Şimdi her dakika bir ihtiyacımın olup olmadığı soruluyor. Oysa pek çok zaman oldu bugünden daha çok ihtiyacımın olduğu. Şimdi sürekli soruyorlar, su ister misin, rahat mısın, yastığını düzeltelim mi? Ne büyük yanılgıdalar, ben kapattım bu defteri, veda ediyorum artık. Bir bardak su içmesem de olur, varsın yastığım yamuk olsun.
Hiç sormuyorlar; eski fotoğraflara bakmak ister misin, aramak istediğin birileri var mı ya da bize söylemek istediğin bir şeyler, pişmanlıkların neler… Kızgın değilim sormadıkları için kabul etmek istemiyorlar gideceğimi.
Bu yatakta yıllar önce yatıyor olsam, durum çok farklı olurdu. Yetiştirmeye çalışırdım son sözlerimi, durmadan konuşurdum yine de yetiştirmezdim. Ve yıllar önce yatıyor olsam bu yatakta, çok korkardım. Bir şeyleri eksik yapmış olmaktan. Herkes bana bakarken beni dinleyin dedim yavaşça.

  • Ben hep korktum biliyor musunuz?
  • Neden korktun?
  • Küçüktüm büyümekten korktum, kaybetmekten korktum, günün bitmesinden, haftanın son gününden, yeni yıla girmekten korktum. Çırpındım zamana karşı çok çırpındım. Hiç kazanamayacağım bir mücadeleydi benimkisi. Tarafları belirli olmayan. Koştum, zaman karşı koştum. Hızlı davrandım, az uyudum, saniyeleri tuttum, saatleri durdurdum. Böyle yapınca zaman geçmez sandım. Yazdım, çizdim, zamana yetişmeye çalıştım. Göremediğim bir şey vardı. Ben yorulduğumda, düştüğümde zaman hiç durmuyordu. Eşit güce sahip değildik ama ben öyle sandım.

Onu sımsıkı tutmak hiç bırakmamak istedim, saklamak kimsenin bulamayacağı bir yere. Unutmak nereye sakladığımı unutmak, sonra unuttuğumu unutmak… Hep ne istedim biliyor musunuz? Yol almak, zamansızlığa doğru yol almak. Takvimlerden silinse günler, saatler bir ölü kadar hareketsiz kalsa, gün hiç batmasa. Ve ben bir saniye için o anda kalsam, zamanı yaşasam. Sonra yeniden dönse dünya. Ve ben bir ömür o saniyeyi arasam, arasam da bulamasam. Koşsam, o bir saniyenin ardından koşsam. Zaman akıp gitse ve ben korkmasam. İşte ben hep bunu istedim.

Sonra, bir gün aynaya takıldı gözlerim. Yüzüm kırışmış, saçlarım beyaz, gözlerim ilk günkü kadar korkak. Aynanın kenarına sıkıştırılmış bir fotoğraf, zamansız bir ana ait. Fotoğrafa bakarken düşündüm, zamanın peşinden koşarken kaybettiğim zamanı. Koparılan takvim yaprakları değildi eksilen, bendim.

Gitsem bulsam dedim, tüm takvim yapraklarını ve suya atsam, aksa mürekkep, dağılsa tüm yazılar. Tutsak olduğum günler yol alsa sonsuzluğa, bir hiç olsalar orada. İşte benim tüm hikayem bu. Önce çok korktum zamanın geçmesinden. Her saat benden bir parça kopardı. Saklamak istedim onu, kimsenin bulamayacağı bir yere. Sonra anladım onu tutamayacağımı. Ve cesurca yaşamaya başladım, belki de çaresizce… Şimdi zamansızlığın içinde yaşıyorum, her şey bulanık. Ve gidiyorum zamanın içinde unutulmaya.

Geç oldu ama anladım, ne zamana hükmedebileceğimi ne de onu saklamak için biriktirdiğim anılara. Anılar, artık hepsi birer gözyaşı. Ama hayat bir küçük tebessüm dudaklarımda. Şimdi gidiyorum, zamana yenildiğimi bilerek. Veda ediyorum zamana, en güzel anın yaşanılan olduğunu öğrenerek.

Yazar: Dilara Şahinoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.