Yetişkinler İçin Toz Pembe Olmayan Masallar: Distopyalar

Hayal kurmaya başladığında hiç kimse yalnız kalayım, esir olayım, kazada öleyim gibi düşüncelere kapılmaz. Herkes mutludur, başarılıdır, sevdikleriyle beraberdir ve özgürdür hayallerinde. Fakat bazı düşünce dünyası farklı olan insanların bizim bildiğimiz hayallerle pek işi yok. Onlar hayal kurarken ve geleceği tasvir ederken mutluluk tabloları çizmiyorlar. Onların kurgularında baskı var, esaret var,  yalnızlık var.  Var anam var.

Bu farklı fanteziye sahip kurgu çeşidine ‘distopya’ diyoruz. Distopyalar bireyden ziyade toplum ve devlet rejimleriyle alakalı kurgulardır. Baskıcı, otoriter ve kötümser bir toplum planlamasını ifade eder. Bu tür kurgularda sadece otoriteye itaati sağlamaya çalışan, farklı fikirleri ve bunların ifade ediliş biçimlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan; hissetmeyi, merhamet duymayı engelleyen insanlar güçlüdür ve bütün kuralları tek bir sözüyle değiştirme hakkına sahiptir. Farklı görüşlerin ifade edilebileceği her mecraya karşı çıkarlar.  Bu mecralara resim, şiir, tiyatro gibi sanatın bir çok dalı örnek verilebilir. Bu sebeple en başta sanata saldırı vardır distopyalarda. Toplumdaki insanlar eğer otoritenin ve oluşturdukları sözde refahın lehine bir etkinlik içindeyse yaptıkları onaylanır. Bunun dışında yapılan her şey bir ayaklanma olarak algılanır ve cezası genellikle asimile etme ya da ölümdür.

Peki insanlar huzurlu bir toplum kurgusu oluşturmak varken neden distopyalara başvurur? Bunun cevabını vermek için önce ütopyalara göz atalım.

En başta Platon’un milattan önce yazılmış “Devlet” kitabında ütopyaya rastlarız.  Ütopya doğru, adaletli ve ahlaklı bir toplum düzeni üzerine kurgulanır. Fakat ütopyalardaki bu refah hayatını oluşturmak için insanların özgürlüklerinden vazgeçmesi gerekir. Bu da zamanla distopya kültürünü oluşturmuştur. Distopyaların ana hedefi topluma gelecekteki tehlikeleri göstermektir. Sürükleyici bir hikaye oluşturan yazarlar bu sayede dayatma olmadan ve öğüt verir tarzın dışında distopyalarını topluma aktarmış olurlar. Bunun yanında farklı bir bakış açısından bakmayı, içinde bulunduğu düzen üzerine düşünmeyi, farkındalık kazanmayı da sağlar distopyalar.

Distopyanın ne olduğundan, neden var olduğundan ve ne işe yaradığından bahsettikten sonra birkaç örnekle daha da açalım konuyu. Distopya türünde çok sürükleyici eserler mevcut. Buna en güçlü ve popüler örnek olan George Orwell’i verebilirim. Asıl adı Eric Arthur Blair olan yazarımız 1984, Hayvan Çiftliği gibi eserleriyle en güzel örnekleri oluşturuyor. Bunun üzerinde fazla durmak istemiyorum. Çünkü benim yazabileceğimden çok daha kapsamlı analizler mevcut bu kitaplarla ilgili. Ben daha kenarda kalmış kitap, film ve dizilerden birkaç örnek vereceğim. Daha önce distopik eser okuduysanız veya izlediyseniz ne kadar hayatımızın içinde olduğunu anlayacaksınız.

 

  • Açlık Oyunları Serisi

Seri üç kitaptan oluşuyor Açlık oyunları, Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş olmak üzere. Üç eserin de konusu birbiriyle bağlantılı. Kaushun Takami’nin Battle Royale romanına benzerlikleri nedeniyle olaylı bir kitap serisi olsa da dünyaca çok fazla hayranı var. Sinema filmi de yapılmış, o da çok fazla izleyiciye ulaşmış bir yapıt. Filmini de izledim; kitabını da okudum. Kitabını daha çok beğendim fakat filmi de oldukça etkileyici.

hunger-games-square-02

Kitap insanları iki kümeye ayırmış: Capitol ve 12 mıntıka. Capitol’deki insanlar refah ve lüksün tam ortasında; kıyafet, makyaj, yemek vs. gırla olan bir hayat yaşıyorlar. Mıntıkada yaşayan insanlar ise her mıntıkanın görevi farkı olmakla beraber çok çalışıp sadece geçinebilecekleri kadar ücret alıyorlar. Tüm yaşam alanları devlet kontrolü altında. Mıntıkalarda sürekli askerler dolaşıyor. Mal varlığını artırmış insanların mallarını ellerinden rahatça alabiliyor, bu duruma kimsenin itiraz etmesine asla müsade etmiyorlar. Kitabın asıl konusu olan açlık oyunlarını mıntıkadaki 12 – 18 yaş aralığındaki çocuklardan yapıyorlar. Her mıntıkadan bir kız bir erkek iki tane olmak üzere kurayla belirlenen toplam 24 çocuk her yıl düzenlenen açlık oyunlarına katılmak zorunda. Seçilen şanslı(!) çocuklar belli bir arenaya alınıyor. Burada birbirlerini öldürmesi isteniyor. Sadece bir çocuk sağ çıkabiliyor bu oyundan ve bu süreçte yaşananlar bütün mıntıkalara izletiliyor. Yayın saati bütün mıntıkalardaki çalışanların evde olduğu zamanda yapılıyor.

Açlık oyunlarındaki distopik noktalar: kimsenin hiçbir şeye itiraz etme hakkı olmaması, kazançlarının belli bir seviyede tutulması, kontrolü elden bırakmamak. Devletin zengin kesimi uyutmak ve oyalamak için,aynı zamanda mıntıkalara gücünü, baskısını hissettirmek için her yıl en çok masumluk sıfatı yakışan çocukların, bütün insanların gözleri önünde birbirini öldürmesi şeklinde tasvir edilen bir düzen.

 

  • Black Mirror   

Black Mirror, 2011’de yayınlanmaya başlayan bir mini dizi. Dizi şimdilik iki sezondan oluşuyor, her sezonda üçer bölüm var. Her bölüm birbirinden farklı konuları, oyuncuları içeriyor. Ana fikirse her bölümde aynı; kontrolsüzce ilerleyen teknolojinin hayatımızda oluşturduğu karanlık yönler. Bu dizi gelecekte olacaklar hakkında insanı korkutabiliyor ve düşündürüyor. Ve en önemlisi teknoloji insanlara rahatlık sağlarken aslında psikolojik veya fizyolojik boyutta büyük rahatsızlıkları da beraberinde getiriyor. Black Mirror gelen rahatsızlıklar üzerine odaklanmış ve çok farklı noktalara değinmiş.

 

  • Fahrenheit 451

“Çoğumuz dünyayı dolaşıp herkesle tanışamayız, bütün şehirleri göremeyiz. Bunun için zamanımız, paramız ve bu kadar çok arkadaşımız yoktur. Aradığın şeyler, Montag, dünyada, fakat vasat bir insan için onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer”

Kitapta konu itfaiyeci olan Montag çevresinden geçer. Montag itfaiyecidir fakat görevi bildiğimiz itfaiyecilerden farklıdır. Onlar yangın söndürmek yerine yangın başlatıyorlar ve evleri kül ediyorlar. Kül ettikleri evler ise sadece kitap bulunduran evler.

Komşu, akraba veya evde yaşayan herhangi birinin ihbarıyla kitapları yakıyorlar. Kitapların insanlara farklı duygular yaşatarak üzdüğünü, var olmayan insanlardan bahsettiğini, profesör ve filozofların tartışmalarından oluştuğunu söylüyor.

Hepsi koşuşuyor, yıldızları üfleyip güneşi söndürüyorlar. Sen de kayboluyorsun.”

Evlere balkon yapmıyorlar. Bunun nedeni olarak insanların dinlenip konuşmasına, düşünmesine fırsat bırakmamak.  Gezilip oturulacak bahçe bırakmıyorlar.  İnsanların arabalarını yavaş sürmeleri yasak. Bunun nedeni etraftaki güzelliklere odaklanıp zaman kaybetmesin ve düşünmesinler diye. Bu yüzden tabelalar o hızda okunsun diye 65 m. Evde insanları ekrana bağlayan TV şovları hep açık. ‘Aile’ denilen şovla programları izleyen insanları  dahil edip onları eğlendiriyor ve boş vakitlerini bu şekilde tüketmesine sebep oluyor. Bu şekilde herkes kontrol altında tutulmuş oluyor. İstedikleri düzeni hep elde tutuyorlar ve devam ettiriyorlar.

YAZAR: Ayşe ŞAMLIOĞLU

 

 

 

Ayşe Şamlıoğlu

TPÖÇG Blog Yazarı | Arel Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.