Diktatörler Paranoyak mı Yoksa Diktatörlük Paranoyaklaştırır mı?

Bu soruyu cevaplamadan önce değinmemiz gereken birden fazla nokta var. Öncelikle diktatörlüğün tanımına ve bu diktatörlerin toplumu nasıl etkilediğine bakacağız. Daha sonra paranoid kişilik bozukluğu ile örtüşen yerleri, yazımız içine örneklendireceğiz. Tabi asıl noktamız diktatörlerin zaman içinde nasıl paranoyaklaşarak kendi içinde yalnızlaştığı, kendini koruma içgüdüleri ve tarihte diktatörlerin başlarına gelecek kötü sonları yaşamamak için nasıl değiştikleri. Şimdi ilk olarak tanıma gelirsek, diktatörlük devletin bir kişi ya da küçük bir grup tarafından mutlak denetim altında bulundurulduğu yönetim şeklidir. Diktatör, bütün yasa ve uygulamalara kendi karar vererek salt gücü elinde bulundurur. Düşünüldüğünde sanki tanrının yeryüzünde vücuda bürünmüş halidir. Sorgulanmayan insan düşünün. Ama bu tahmin ettiğiniz gibi genlerinin içinde korku ve kuşku bulunduran insan için büyük bir yük. Çünkü insanlık dünya arenasında peyda geldiği ilk andan bu yana diğer canlılar arasında hayatta kalma mücadelesi vermiştir. Ekosistemde besin ağında kendini koruyacak ve diğer canlılardan onu üstün tutacak aletleri bulana kadar hep orta sıralardaydı. Örneklemek gerekirse aslanlar av olarak ele geçirdikleri bir geyikten kalanlardan önce sırtlan ve çakallar sonra, eğer etrafta başka bir tehlike yoksa insanlar faydalanabilirdi. Ve insanlar da uzun bir süre besin hiyerarşisinde orta sıralarda bulunduğundan sıklıkla üst yerlerde yer alan canlıların avları konumunda olmuştur. İnsanlar üst sıralara zamanla, hızlı ve ekosistemi darmaduman edecek şekilde çıkmıştır ve doğrudan sadece avcı olmuştur. Ama insanlık hala diğer canlılara av olan ilk türünün korku ve kaygısını genlerinde taşımaktadır. Konumuza dönersek diktatörler nasıl kendi toplumlarını etkiledi? Aslına bakarsınız bu durum tabi ki kendi toplumlarını nasıl kontrol ettiğiyle ilişkili. Korku imparatorlukları. Diktatörler en ufak bir isyanı en kanlı şekilde bastırmışlardır ve toplumun geri kalanına herhangi bir isyanda sonlarının ne olacağı konusunda çok ciddi mesajlar vermişlerdir. Ayrıca tutarsız hiç bir bilimsel gerçeği olmayan yalanlara başvurmuşlardır. Hitler’in Almanların desteğini almak için öne sürdüğü ari ırk masalına önce kendinin sonra maalesef toplumun nasıl inandığını gördük. Güç, refahlık ve en üstün olmak gibi tanımlar her zaman insanların öncelikleri olmuştur. Ve bunu vaat edenlerin sorgusuz sualsiz peşlerinden gitmişlerdir.

Tarihte bir çok diktatör vardır. Joseph Stalin, Adolf Hitler, Mao Zedong, Hideko Tojo, II. Nicholas, Saddam Hüseyin, Kim il-Sung, Pol Pot bunlar yakın tarihimizde akla gelen bir kısım diktatörler. Bu isimlerin birçoğu kanla göreve gelmiş ya da Hitler gibi toplumun zor döneminde çeşitli oyun ve kumpaslarla iktidara gelmişlerdir. Şimdi diktatörlerin paranoyak kişilik bozukluğu ile örtüşen birden fazla ortak noktaları var. Bu insanların iktidar yaşantılarına bakıldığında çevrelerine karşı hep kuşkucu, birebir ilişkilerde zayıf ve güvensiz, sevgi göstermeyen tipler olduğu görülür. Başkalarının davranışlarını ve söylemlerini kötü olarak yargılama örüntüsü içindedirler.

Paranoyak kişilik bozukluğuna sahip kişilerin en belirgin özelliği güvensizliktir. Çevrelerindeki insanların sürekli ona ihanet edeceklerini düşünürler. Mantıklı düşünme örüntülerinde ciddi hezeyanlar vardır. Sürekli bununla ilgili yıkıntı yaşarlar. Peki, bu kişiler kuşkulandıkları ve onlara ihanet potansiyeli olan insanlara ne yaparlar? Tabi ki başında dediğimiz gibi ölüm ve yaşam gücü elinde olan diktatörler kuşkulandıkları, içlerini kemiren o şeyi ortadan kaldırmaya başvururlar. Hiçbir vicdan azabı çekmeden ve kendi içlerinde oluşturdukları karşı tarafla ilgili sahte hezeyana öyle inanırlar ki hiç tereddüt etmezler. Kendilerini koruma adı altında yapılan her şey onlara göre mübahtır. Yakın ilişki konusunda inanılmaz derecede başarısızdırlar. Diktatörlere bakıldığında da yakınında çok insan olmasına rağmen çoğunun sadakatini sorgularlar ve zaten çoğu bir şekilde öldürülmüştür. Diğer özellik olarak paranoyak kişilerin hataları, bastıramadığı uygunsuz dürtüleri karşı tarafa yıkmalarıdır. Ortada bir sorun varsa ya da bir hata karşı tarafındır. Paranoyak kişilerin aşk hayatlarında şüphesiz en yaygın sanı partnerinin onu aldattığı düşüncesidir. Bu aldatma dürtüsünü bastırmakta zorlanır ve en sonunda karşı tarafa atar. Diktatörlerin de buna benzer davranışı kesinlikle hatalarını kabul etmemeleri. Bunun için yansıtma savunma mekanizmasını kullanıyorlar diyebiliriz. Diktatörler de kendilerinin kabul etmediği duyguları ve düşünceleri karşı tarafa yıkarlar. Eğer ortada bir kusur veya suç varsa bu kesinlikle karşı tarafın problemidir. Hitler bizzat planını yaptığı çoğu başarısız savaş sonrası generallerini sorumlu tutmuştur ve generallerin sonu ya sürgün ya ölüm olmuştur. Stalin yine başarısız ekonomik yönetiminin suçunu Ukrayna halkına atmış ve onları aç susuz bırakıp 2 milyondan fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. Paranoyaklarda olduğu gibi diktatörlerin de kuşkularına kanıt bulmalarına gerek yoktur. Sıradan bir laf veya olayı kendini küçük düşürücü sayabilir ve bir ömür süren kin tutumunu sürdürebilirler. Mesela Hitler, Birinci Dünya Savaşında Almanya’nın Fransa’ya kayıtsız şartsız teslim olduğu antlaşmanın imzalandığı trenin vagonunu, bu sefer tam tersi bir durumda olan antlaşmayı imzalatmak için antlaşmanın imzalanacağı yere getirtmiştir. Bunun gibi birçok örtüşen örnek var. Peki, bu insanlar neden böyle oldu? Hiç kuşkusuz bunun birden fazla nedeni vardır. Yaşadıkları korkular, yaşattıklarının bir gün kendi başlarına gelmesi ya da belki mükemmeliyetçi oluşları. Bu konu hakkında sözü çok beğendiğim Japon yazar Haruki Murakami’ye bırakıyorum:

“Bazıları öyle şaşırtır ki, değişerek mi o hale geldiklerini yoksa aslında hep mi öyle olduklarını anlayamazsınız.”

YAZAR: Batuhan UÇAR

Batuhan Uçar

TPÖÇG Blog Yazarı | Gelişim Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.