(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)
Bir ben var benden içeri. Ama o ben kim? Herkesten sakladığımız, incinmesin diye koruduğumuz, içimize gömdüğümüz ben. Okul, iş, ev derken yalnız bıraktığımız, görmezden geldiğimiz ben. Zaman ayırmayı çok gördüğümüz ama zamanını çaldığımız, ilgilenmek istemediğimiz ama potansiyelini başka tüm ilgilerimize yatırdığımız ben. Bazen kabul bile etmek istemeyiz onu, beğenmeyiz.
Pandemi sürecinin bana bir katkısı olduysa o da kabul etmek istemediğim benle yüzleşmemi sağlaması oldu. Ben sandığım kadar iyi değilim, istediğim yerlere gelemeyebilirim, düşündüğüm kadar yeterli ya da hissettiğim kadar yetersiz olmayabilirim. İnsan nasıl aynı anda bunları hisseder diyorsunuz. Kendimi korumak için olsa gerek. O güçsüz beni korumak için yarattığım ve güçlü ve yeterli olduğuna inandığım persona. Şimdi onunla yüzleştim. Ve her şeyin hedefler, gelecek, finaller, ödevler, yüksek lisanstan ibaret olmadığını hatırladım tekrar. Küçük küçük yaşarken büyük resmi kaçırdığımı fark ettim. Ama büyük resmi görmeye yetecek gücüm ve cesaretim var mı? Her şeyi bırakıp beni mutlu edecek şekilde yaşayabilir miyim? Korkuyorum. Her şeyi bırakmanın sorumluluğunu almaktan. Siz de hiç ruhunuzun mutluluğa aç olduğunu ama hayatın basit sebepleri nedeniyle onu aç bıraktığınızı hissettiniz mi? Ruhunuz oruç tutar gibi.
Hayat her gün akıyor. Otobüsler kalkıyor, kırmızı ışıkta bekliyor, yeşil ışık yanınca yola devam ediyor. Otobüsün içinde onca insan, onca hayat. Bazen ne için olduğunu bilmeden oradan oraya gidiyor. İşte öyle bir his içindeyim. Farkındalığının verdiği pişmanlık da cabası. İnsan hem hayatını yaşaması gerektiğini bilip hem de yaşamayınca daha da bir kızıyor kendine. Ama ne yapalım, bir geleceğim olmalı, ben de ekmek paramı kazanmalıyım değil mi? Her şey bundan ibaretmişçesine yaşayıp gidebilirim. İçimdeki beni görmezden gelebilirim. Arada bir dinlediğim müziklerde, okuduğum kitaplarda, izlediğim filmlerde onu görür, selam verir ama ona geri dönmem. Peki sonunda ne olacak? Son nefesimi verirken duyacağım pişmanlık ne olacak? Bilemiyorum. Ama içimdekinin böyle farkındayken artık görmezden gelmek daha da bir acı veriyor. Siz de eğer bir oraya bir buraya koşup, savrularak yaşıyorsanız bir dakika durun. İçinizdeki sesi dinleyin. İçinizdeki beni görün. Kabul etmeseniz de olur. Her şey ilk adımla başlar. Onun farkına varın, varlığını onaylayın. Ve hayatı bir olaylar silsilesi olmaktan çıkarın. Dışarıda aradığınız şey içinizde olabilir. Ona ışık tutun.
Sevdiğim bir şarkıcı hayatım boyunca yükseklerde aradığım şey aslında yerdeymiş diyordu, gözlerimin önünde. Hatta daha da derinde, içimizde. Ben son pişmanlığa izin vermek istemiyorum, ya siz?
Yazar: Göksu Keskin