(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
Evin içinde yüzü koyun bıraktım kendimi yere. Kilimin kokusunu burnumda, sert dokusunu yüzümde duyuyorum, yine de yerimden kımıldamak için çaba sarf etmiyorum. Kapı çalsa da açmaya kalksam diyorum kendime; ama kimse aramadı bile bugün. Gerçi birinin kapımı çalması için beni araması mı gerekiyordu? Birinin aklına kendiliğinden düşemez miydim? Bir sebebi mi olmalıydı ansızın gelmenin? Fol yokken yumurta olamaz mıydı? Yaşadığımız dünya gerçekten bu kadar nedensel miydi? Ben mesela, neden buradayım? Neden yerde öylece yatıyorum? Kim getirdi beni buraya?
Yetmezmiş gibi keşkeler ordusu silahlanmışlar, yerde çaresiz yatışımı fırsat bilip zihnimin dört bir yanını sarmaya başladılar. Birbiri ardına patlayan “keşke”ler… “Keşke…” Puff! “Keşke…” Poff! “Keşke…” Bom! Her bir ‘’keşke’’de zihnimin derinlerinde hendekler oluştu durdu. Yerden kalkmak için bir kuvveti bekledim (Tık yok). İyi o zaman, ben de susamayı beklerim, susarım nasıl olsa birazdan, o zaman kaldırı veririm kendimi. Suyu da az evvel içmiştim gerçi. İnsan susuz üç gün yaşar diyorlar, üç gün boyunca yerde beklesem bu defa kim kaldırır beni yerden? Aklıma bir tek Godot geldi. Sahi, Godot’yu beklesem gelir miydi? Gelip içine düştüğüm bu hâlden beni kaldırabilir miydi?
Godot’yu beklemeye başladım bu sefer. Ne olduğunu tam anlamadan, neden beklediğimi bilmeden yattığım yerden onun gelişini düşlemeye başladım. Eğer Godot gelirse her şeyin düzeleceğine ve hayatımın daha anlamlı olacağına inandım. Ona anlatacağım ne çok şey vardı… Ah Godot! Gelsen ya bir an evvel… Sonra aniden bir düşünce aklımda beliriverdi: Peki ya Godot gelirse? Ya kapı çalınırsa ve onu karşılamak zorunda kalırsam? Yani bunu gerçekten istiyor muyum? Belki de beklemenin rahatlığında kendimi oyalıyorumdur. Belki de Godot’nun hiçbir zaman kapıyı çalmayacağını bildiğim için onu beklemeyi seçmişimdir. Öyle bile olsa onu beklemeyi bilinçli bir tercihe çevirebilirim. Belki işte o zaman, gelse de gelmese de yaşamımın bir anlamı olur.
Onu beklerken yattığım yerden doğruldum, sonra kendime bir kahve koydum, uzun zamandır görüşemediğim arkadaşımı aradım. Onu beklerken evin pencerelerini açtım, içeriyi havalandırdım. Onu beklerken yürüyüşe çıktım, yoldan geçenlere selam verdim. Onu beklerken uzun zamandır yarım bıraktığım kitabıma baştan başladım. Onu beklerken kendime vermiş olduğum sözleri gözden geçirdim. Onu beklerken, gelmeden beni ayağa kaldırışını düşündüm. Onu beklerken, beklemenin ne demek olduğunu öğrendim.
Yazar: Aziz Akar
Kapak Görseli: Microsoft Bing AI
