Unutmak ve sevmek, birbirlerinden bağımsız ancak bir arada kullanıldığında fazlasıyla manidar iki kelime.
Sevdiğiniz birini zihninizin edebi olarak en derin ve karanlık kuyularına; psikoloji terimiyle bilinçaltına atabiliyor olmanızın nedeni ne? Bu nasıl olabilir? Eğer zaman unutmanızı sağlıyorsa gerçekten sevmiş sayılır mısınız unuttuğunuz insanları? Peki ya ölüm? Bir anda sevdiğiniz birinin artık dünyada olmayışı. O telefona cevap verecek birinin olmadığını ve ona dair fiili olan her şeyin hatta yüzünün, sesinin bile zamanla zihninizde yok olduğunu fark ettiğiniz an… Fark edişin getirdiği yıkım ve en acısı; bir süre sonra unuttuğunu bile unutmak.
Hiçbir acıyı ve kaybı küçümsemeyerek… Yakın zamanda uzaktaki biri için durumun çok daha farklı olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Bir yerlerde sevdiğim biri artık yoktu. Fiili olarak zaten yanımda değildi, yanında da değildim. Ama dünyanın bir yerinde var olduğunu bilmek yetiyordu, yetiyormuş. Burada olmayan birinin yokluğunu anlamak zihnimde bir oyuna dönüşmüştü. Ne acı çekebiliyor ne de kabullenebiliyordum. Nasıl yaşayabilirdim ki acımı? Bu saatten sonra kabul ediş sürecine nasıl girebilirdim? Kime anlatabilirdim ya da kim anlayabilirdi kaybetmediği birinin acısını? Anlatmak, kendin bile anlamakta zorlandığın acıyı dile dökebilmek gerçekten de ne büyük marifetmiş. O an tek ihtiyacım, konuşmadan anlaşılabilmenin mümkün olmasıydı. Ve işte bir kez daha anlamıştım sükutun neden altın olarak imgelendiğini.
Acılarını tekil bir varlık olarak yaşamayı tercih eden ben, araya mesafeler girdiğinde nasıl acı çekildiğini bile unutmuştum. Gariptir, insan nasıl acı çekebileceğini unutabilir mi? Bunun bir prosedürü var mıdır? Doğrusu ya da yanlışı olan bir şey midir acı çekmek ya da yas tutmak?
Amacım asla acılarını paylaşmayı yüceltmek değil. Eğer ağlayabiliyor ve acınızı başkalarıyla bir arada yaşayabiliyorsanız ne mutlu size ancak birey olarak yaşamayı tercih etmek de mümkün. Artık literatürdeki araştırmalar da gösteriyor ki yalnızlık dünyadaki en değerli ve korunası şeylerden biri. Ancak bazı durumlar çözüme kavuşmak için ilişkilere ihtiyaç duyabiliyor ya da daha doğrusu; sorunun bir kısmını çözümlemek için ilişkilere ihtiyaç olabiliyor. Eğer araya mesafeler giriyor ve sizinle aynı acıyı paylaşanlarla bir arada olamıyorsanız anlatmayı bilmek ve anlaşılmayı ummak durumundasınız çünkü acılar yaşanmadan, yaslar tutulmadan unutmaya başladıysanız bir yerlerde sorun çıkmaya başlıyor. Ve sonunda kendinizi Freud’un savunma mekanizmalarının içinde çırpınırken buluyorsunuz. Ne yazık ki çırpınmak sizi daha da dibe batırmaktan başka bir işe yaramıyor. Yazamıyor, okuyamıyor, güldüğünüz, gezdiğiniz, sosyal medyada dolaştığınız için suçlu hissederken buluyorsunuz kendinizi. Senin yas tutman gerekirken burada işin ne! İşte şimdi zihnimi ele geçiren cümleyle karşı karşıyayım.
Unutmak tam da bu noktada canımı yakıyordu. Daha layıkıyla yas tutamamışken kendimi kahkaha atarken bulmaya tahammül edemiyordum. Unutmaya hakkım olamazdı. En azından bu kadar hızlı olmamalıydı. Hemen dönemezdim normal hayata. Bu kadar önemsiz miydi ölüm, sevmemiş miydim, değer vermemiş miydim hiç, ona olan sevgim daha uzun süreli bir yas sürecini hak etmiyor muydu?
İnsan bu süreçte kendini daha fazla hırpalıyor ve eleştiriyor. Mesela daha çok arayabilir, ziyaret edebilir ve çok sevdiğimi söyleyebilirdim. Bunları tabi ki yapmıştım ama yeteri kadar yapmadığımı söyleyen bir ses vardı zihnimde. Bir şekilde vicdan azabından kurtulmalı ve yas tutmayı başarmalıydım.
İşte kendimi bu satırları yazarken buluyorum. Yazmak, acıyı kendi kendine yaşamayı ve aynı zamanda haykırarak herkesle paylaşmayı mümkün kılıyor. Sanırım büyülü olan yanı da bu hem yalnız hem de çokça dostla birlikteyim bu satırlarda. Her paragrafın başında benimle birlikte yürüyor ve duygularımı paylaşıyorsunuz. Artık paragrafın sonundayız.
Zihniniz bir düşüncenin içinde buluyor kendini, çırpınıp duruyorsunuz. Bir noktadan sonra tırmanıp çıkmanız gerekiyor. Oysa bazı düşünceler içinde boğulmak belki de uğrunda ölmek için varlar. İşte unutmak, benim içinde boğulmak istediğim bir konu. Kesin bir yargısı yok, kötü ya da iyi değil. Çünkü unutmak hayatımızda hem olması hem olmaması gereken bir kavram. Yukarıda bahsettiğimin aksine unuttuğunu bile unutmak bazen acıyı bile sonlandıran bir hamle olabilir. Bağlama göre bizi bazen ileriye götüren bazen aynı hataları yaptıran bazen de geçmişe saplanıp kalmamızı ya da temellerimizin her an farkında olmamızı sağlayan iyi ve kötünün iç içe olduğu bir nevi Yin Yang felsefesini anımsatan fiil. Hem bir eylem hem de eylemsizliğin ta kendisi.
Beyza Alkaya