Sevgiye Duyulan Nefret: Homofobi

Homofobi kelimesi bazı insanlar için pek bir anlam ifade etmese de bazıları için hayatları boyunca mücadele etmeleri gerektikleri bir durumu ifade ediyor. Homofobi, eşcinsel bireylere ya da doğrudan eşcinselliğe karşı duyulan nefret, korku ve ayrımcılığın bütünüdür. Öyle ki bu durum nefret cinayetlerine bile yol açmakta.

Peki cinayete kadar gidebilen bu nefretin sebebi ne? Ya da nefret edilen durum ne?

Homoseksüellik  bireyin duygusal ve cinsel yönden hemcinsine yönelmesidir. Bunun heteroseksüellikte bireyin duygusal ve cinsel yönden karşı cinsine yönelmesinden hiçbir farkı yoktur. Ayrıca homoseksüellik tıpkı heteroseksüellik gibi bir kırkayaktan bir maymuna kadar envai çeşit canlıda görülen, insanlık tarihi boyunca var olmuş bir cinsel yönelimdir.

Eşcinsel bireylerin maruz kaldığı nefretin sebebine gelecek olursak insanlık tarihi bize gereken cevabı veriyor.1800lü yıllarda birçok ülkede kadınlar okullara alınmıyordu. Sebep olarak ise kadınların erkeklere hizmet etmek için var olduğu, lanetli oldukları gibi birçok sebep gösteriliyordu. Öyle ki o dönemde yaşayan ünlü feminist yazar Virginia Woolf’un kaleminde bu izlere rastlamak mümkün. Daha da derine inecek olursak siyahi bireylere karşı yapılan inanılmaz şiddet ile karşılaşıyoruz. Siyahi bireyler yüzyıllar boyunca renklerinden dolayı aşağılandılar ve köleleştirildiler. Sebep olarak ise onların yaratıcı tarafından lanetli olduğu ve bu yüzden siyah olarak yaratıldıkları gösteriliyor, beyaz ırkın üstünlüğü savunuluyordu. Öyle ki Amerika’nın yeniden keşfinden sonra yerleşik yaşama geçilen ilk zamanlarda Avrupa’nın birçok yerinden güçlü şirketler Amerika’da koloni kurmaya çalışıyordu. Buraya yerleşen insanlar ise topraklarında siyahi bireyleri çalıştırıyor; onlara fiziksel, cinsel, duygusal istismarda bulunuyordu. Eşcinsel bireyler de tıpkı kadınlar, siyahi bireyler ya da ayrımcılığa uğramış her birey gibi tarihten günümüze kadar çok ciddi şiddete ve işkencelere maruz kaldılar. Bireyleri zorla heteroseksüel cinsel ilişkiye zorlama,  vücudunun belli bölgelerini dağlama, saatlerce dövülerek ve işkenceye maruz bırakılarak içinde ki şeytani olduğuna inanılan varlığın çıkacağına inanma… Hatta öyle ki beyin ameliyatı gerçekleştirip eşcinselliği bireyin beyninden çıkarabileceğini iddia eden ve kendine bilim insanı diyenler bile olmuş. Ancak bu durumun hala sürdüğü ülkeler var.

Öyle ki şu anda sekiz ülkede eşcinsellik ölüm ile cezalandırılıyor. On dokuz ülkede eşcinsel bireylere din ve toplumun benimsediği ahlak kuralları gösterilerek işkence ediliyor. On dört ülkede ömür boyu hapis cezası veriliyor. Toplamda yetmiş iki ülkede eşcinsel bireyler devlet ve halk tarafından ciddi insan hakları ihlallerine maruz bırakılıyor. Tüm bu nefrete karşı sebep olarak ise yine tarih boyunca toplumlarca farklı olarak ifade edilen, her kesimin maruz bırakıldığı şiddete uygun bulunan kılıf ile cevap veriliyor. ”Lanetli , kötü , öteki …”

Tüm bu insan hakları konusunda çeşitli bahaneler öne sürerek adım atmayan ülkelerin yanı sıra son on yılda inanılmaz adımlar atan ülkeler de mevcut. Şu anda kırk yedi ülke eşcinsel bireylere anayasal hak tanıyor. Bu ülkelerin yirmi ikisi ise evlilik eşitliği yasası barındırıyor. Son on yılda on beş ülkede eşcinsel bireyler evlenebilme hakkına sahip oldular. Yapılan istatistikler ve gözlemler, eşcinsel bireylere hak ettikleri anayasal varlığı tanıyan ve homofobi gibi konularda insanları bilinçli hale getiren bu toplumlarda nefret suçları ve homofobinin azaldığını gösteriyor.

Peki ya Türkiye? Türkiye’de eşcinsel bireylere karşı tutum nasıl?

Türkiye, Avrupa’nın en homofobik dördüncü ülkesi. Eşcinsel ve trans bireylere karşı işlenen nefret cinayetlerinde ise Avrupa birincisi. Tarihe baktığımızda 1858 yılında eşcinsellik Osmanlı Devleti’nde bir suç olmaktan çıkarılmış. Ancak bu önemli gelişmeden bu yana anayasal olarak önemli hiçbir adım atılmamış. Eşcinsel bireyler dünyanın her yerinde olduğu gibi zorbalığa maruz kalıyor, ilkokula başlayan bir eşcinsel ya da trans birey liseye kadar düzenli olarak fiziksel, duygusal hatta cinsel istismara maruz bırakılıyor. Neredeyse on yıl süren bu süreç bireyin kendini kabulü (dolaptan çıkması) aşamasını sekteye uğratıyor ve bir çok LGBTİ+ bireyini intihara sürüklüyor. Şiddet sadece okul ile sınırlı kalmıyor. Bireyler işe alınmıyor, yürüdükleri sokakta bile çeşitli hakaretler işitiyor, taciz ediliyor hatta cinayete kurban gidiyor. Arkadaşları, hatta ailesi tarafından itilen birey için  neredeyse dünyaya gözlerini açtığı günden beri gördüğü bu şiddet bir travmaya dönüşüyor. Bu travma beraberinde anksiyete, bipolar, depresyon gibi birçok ruhsal rahatsızlığa dönüşebiliyor. Yani yüzyıllardır yapılan bu kötü muamele, zorbalık, fiziksel ya da duygusal istismar, bireyi oldukça yıpratıyor ve yaşama dair duyduğu umudu söndürüyor.

İnsanların hayatları göz göre göre ellerinden alınıyor, bu muameleye de kendi hayat normlarına, inançlarına uymadıkları söylenerek sebep uyduruluyor. Bırakın insanlar istedikleri kişiye aşık olsunlar, istedikleri bedende çarpsın kalpleri. Ebeveynler ”İnsanlara ne deriz?” diye düşünmek yerine ”O benim çocuğum her zaman onun yanındayım.” desinler. Toplum ise kime, niçin yapılırsa yapılsın şiddetin her daim karşısında dursun. Gerçekten insan olabilmenin hakkını verelim hepimiz.

Hepimiz beyaz, siyah, sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu, kısa boylu, şişman ya da zayıf olamayacağımız gibi hepimiz heteroseksüel de olamayız. Hepimiz heteroseksüel olamayacağımız gibi hepimiz homoseksüel de olamayız. Hepimiz bu evrene sadece benliğimizi katıyoruz ve bu benlik tablosuna en üstten bakınca ne kadar renkli olduğunu görüyoruz. Hangi bedende olmak istiyorsan onda ol, şişman ya da zayıf nasıl görünmek istiyorsan öyle görün.Çünkü hepimiz bu evren için çok değerliyiz.

Son olarak yazımı okuyan bir LGBTİ bireyiysen ya da LGBTİ bireyi bir çocuğa sahipsen KaosGL , Spod LGBTİ , LISTAG ve Lambda’dan destek alabilir , açılma toplantılarına katılabilirsin.Unutma sen çok değerlisin.

YAZAR: Kürşat KEŞAN

 

Sevgiye Duyulan Nefret: Homofobi” için 3 yorum

  • 27 Aralık 2017 tarihinde, saat 04:35
    Permalink

    Ilkokula giden bir cocugun kendi ozgur iradesi ile ne heteroseksüel ne de homoseksüel olmasina inanmak kendini kandirmaktir.Verdiginiz ilkokul ornegi cok carpici ama bana biraz gercek olma ihtjmali dusuk geldi cunku o yastaki cocuklar bu konulari pek umursamazlar sanki basariya giden her yol mubahtir mantigindan boyle carpici ama gerceklik payi dusuk bir ornek verdiniz gibime geliyor.Elinize saglik yinede ilginc bir yazi.

    Yanıtla
    • 30 Aralık 2017 tarihinde, saat 18:54
      Permalink

      Öncelikle merhaba ,
      Yazımda bir bir bireyin cinsel yönelimini kendi özgür iradesi ile seçemediğinden bireylerin bu şekilde doğduğundan bahsettim ve yine kendi seçmedikleri bir şey yüzünden toplum tarafından yargılandıklarından bahsettim.Yazımda ilkokula giden bir çocuğun özgür iradesi ile cinsel yönelimini seçtiğine dair bir söylemim yok.İlkokula başlayan bir eşcinsel ya da trans bireyin lise hayatına kadar devamlı şiddet gördüğünden bahsettim.Örneğin diğer arkadaşlarına göre daha efemine erkek bir ilkokul öğrencisi bu yüzden yıllarca şiddet görüyor ve yönelimini bastırmak zorunda kalıyor.Tabloya liseye gelindiğinde baktığımızda yıllarca şiddet görmüş bir birey ve bastırmak zorunda bırakıldığı bir cinsel yönelimi olduğunu görüyoruz.Kaldı ki cinsel yönelimini 4 yaşında farkettiklerini söyleyen bireylerde var.Ülkemizde Kaos GL , SpoD ve LISTAG çalışmalarına göz atmanızı öneririm.’Başarıya giden her yol mübahtır.” benzetmeniz ise beni şaşırttı.Yazımda kendi oldukları için şiddet gören insanların yanında şiddetin ise karşısında durdum.Beni üzen 21.yüzyılda hala şiddetin, nefretin ya da neden oldukları türevlerinin karşısında durmak insanlara ‘saygı’kelimesini hatırlatmak zorunda kalmak.
      Teşekkürler.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir