Rüyamda Konuştuğum En Güzel Dil

Yaşamı, yaşama kattıklarımı seviyorum. Bir yandan da korumaya çalışıyorum tabii. Nitekim bu renkler her zaman karşıma çıkmıyor ki! Rüyada veya gerçekte...

Benim için en ağız sulandıran, damak şaklatan, konuşmalara doyamadığım konudur anket soruları. Birinin bana yönelttiği en sevdiğim veya sevmediğin ile başlayan sorulara öyle hayran ve açımdır ki kimse bugüne kadar bana bu soruların birini bile sormadığı için açlığımı ve damaklarımı sakinleştirip durdurmak adına ben sorar ve karşımdaki insanı mutlu etmeye çalışırım. Yani, hiç değilse bir tarafın gönlü olsun öyle değil mi?

İki buçuk yaşına kadar tamamen keyfi ve işine gelmeyen sebeplerle konuşmayan, ardından ise susmayan bir çocuk ve ergen olarak zaten etrafımdakilerin başını olur olmaz geyiklerimle balon gibi şişirirken bir de bana iştahımı artıracak sorular yöneltmelerini beklemem.

Vereceğim alternatif geyik içeren cevaplar, sempatik bir haksızlık olabilir. Ne de olsa herkesin bir şişme noktası var! İşte Emel Sayın’ı umutlandıran, nice filmin konusu, karabasan ve kâbusun, ailenin hem en güzel hem en zeki hem en iyi kalpli üçlü altını, tatlı tavşanı rüyalar çağırır. Beni kimi zaman “gel kızım, gerçekliği şüpheli, çabalamazsan şüpheden de öte imkansızdır belki senin için ama gel yine de gel” der veya ben en iyi yaptığım geyiğe onu da katar hikayemi renklendiririm. 

Renk katmadan anlatmak mümkün değildir çünkü hele ki matematiğe hayatını adamış bir adamın kızı olup da renklerini katarak işi iyice gökkuşaklı bir çamura dönüştürürseniz! 

Tüm ikazlar, kesinlikle nasihat olmadığını ısrarla belirttikten sonra üzgünüm ama yine de nasihatler, karşılaştırma yapmaktan nefret edip yapılan “e ama bu bildiğin karşılaştırma” motivasyonlar, “ay bu mu yani motivasyonlar” 

İnkar edilen tüm duyguların sırasıyla esiri olmak… Heyecanlanmak, çalışmak, strese girmek… Yapmayacağım, hayır yapmamam lazım, arada bir yapabilirim ve yapıyorum denilen geyik girdabı… Ve eski dost rüyalarda, tüm gece problem çözdüğünü düşünüp sabaha kadar “bir üzeri bir artı bir üzeri bir”in çözümünü yazmak… O anda rüyada bile olsa dünyanın en eğlenceli dilini çözdüğünü düşünmek, nasıl? Eğlenceli değil mi sizce de? 

Sonuç yok, asırlardır çözülememiş bir problemin dahiyane çözümü, yok, en kısa sürede dünyanın en mucizevi bulmacası çözülmedi ama Freud’un kral yolu dediği yolda birkaç saatliğine de olsa kral gibi hissedildi. Bu bir şey ifade etmez mi? Hem de çok şey ifade eder çünkü bu, bayıla bayıla okuduğumuz kitabın tam “bitti” denildiği anda son satırı tekrar okuyup ikinci kitabın geleceğini anlatır. Okulun bittiği an hüzünlendiğimizde yaşamı bir “okula” çevirebileceğimizi hatırlatır. Günlük hayatta sıkılıp her an pes etmeye hazır olduğumuz ve her cümleyle iknaya hazır olup “hayatın hangi yerinde işimize yarayacağını” sorduğumuz anda “iyi de sevdiğin ve yapmaktan hoşlandığın diğer şeylere de bu kâr zarar analiz müfettişliğini yapıyor musun?” diye soran yeni bizle tanışır, boğazımızı temizleyip birkaç kez öksürüp zaman kazandıktan sonra “taze bizle” tanıştığımıza memnun olduğumuzu ve aslında “eski ve klişe bizin de” böyle düşündüğünü, yine de açık fikirlilikle bunları söylediği için teşekkür eder ve yeteri kadar sıcak ve samimi bir ortamda rüyanın devamında ne kadar ilerleyebileceğinin geyiğini döndürebiliriz. Rüyalar… Rüyaların dışındakiler… Konuşulabilen diller… Geyiği bitmeden öğrenilemeyenler bunlar size:

Gökyüzü rengarenk,

Rüyalar gerçekçi,

Gökyüzü umut dağıtıyor,

Rüyalarsa bir postayı daha yolluyor, yarın ola hayrola… 

Yazar: Deniz Uğur Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.