(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)
Bir yerde şöyle bir söz duymuştum: “Mutluluk, yeterli olma hâlidir.” Gerçekten böyle miydi yoksa bu, elimizdekilere kanaat etmemiz için söylenmiş bir teselli cümlesi miydi? Uzun uzun düşündüm, içimde yankılandı bu söz.
Hayat, çoğu zaman ulaşılmayı bekleyen zirveler gibi görünür. Hep daha fazlasını, daha iyisini ararız ama her tırmandığımızda, bir dağın ardında daha yüksek bir dağ belirir. İnsan, doyumsuzluğu ile tanınır fakat mutluluğu en çok da bu sınırsız arayışta kaybeder. İşte tam bu noktada, “Mutluluk, yeterli olma hâlidir.” sözü, bir davet gibi ortaya çıkar. Sade bir yaşamın içinde saklı bilgelik fısıldar: “Dur ve bak.”
Mutluluk ne büyük zenginliklerde ne de ulaşılması güç hayallerde gizlidir. O bir derenin usulca akan sesinde, bir yaprağın rüzgârla zarifçe dansında ya da dostların içten gülümsemesinde kendini gösterir. Tüm bu küçük anlar, ruhun en derin köşelerinde yankı bulur. Yeterli olma hâli işte bu ince ayrıntıları fark etmek, onlara kalbinizi açmaktır.
Bir an düşünün: uzak bir tepede, rüzgârın fısıldadığı o sakin dünyada oturuyorsunuz. Ne bir hedefiniz var ne de bir düşüncenin ağırlığı… Sadece bulunduğunuz yerin huzurunun farkındasınız. O anda bir eksiklik hissetmezsiniz çünkü o ânın her zerresi dolup taşar. Yeterli olmak işte budur. Hayatın bir ânına kök salmak, evrenin sonsuz deviniminde kendi yerinizi bulmaktır. Sahip olduklarınıza bakıp derin bir nefes alabilmektir. Eksik olanın peşinden gitmek yerine, elinizdeki her şeyi bir hazine gibi görmek… Gerçekten de ne kadar az şey yeterlidir! Bir sıcak güneşin ışığında, hafif bir esintinin teninize dokunuşunda, sevdiğiniz birinin sesinde… Tüm bunlar, ruhunuzu doyuracak kadar güçlüdür.
Mutluluk, dışarıdan gelen bir lütuf değildir, insanın içindeki dinginlikten doğar. Kendinizle baş başa kaldığınızda hiçbir eksikliğin gölgesi üzerinize düşmüyorsa, işte o an, mutluluğun tanımını yeniden yaparsınız. Bu tanım, sahip olduklarınızın çok ötesine geçer. Çünkü mutluluk, hiçbir şeyin eksik olmadığını fark ettiğiniz anda başlar.
Tüm bunları düşündüğünüzde, mutluluğun sıradan bir yaşamda gizli olduğunu görürsünüz. Belki bir derenin kenarında, belki bir ağacın gölgesinde, belki de gökyüzüne bakarken… Hayatın karmaşasını susturup kendi varlığınızın melodisini duymak yeterlidir. Çünkü mutluluk, evrenin bize sunduğu her şeyi eksiksiz kabul etmekte saklıdır.
Bir su damlasının okyanusu yansıttığı gibi, insan da yeterli olduğunda tüm evreni içinde taşır. Ve belki de mutluluğun özü budur: Hayatın küçük detaylarında, “Bu bana yeter,” diyebilmenin huzurunda saklıdır.
Merve Gedik