Kulaklıkla Yazılmış Bir Hikaye

Sadece 2 mevsim yaşayan bir kasaba varmış. O kasabada sadece yaz ve kış gerçekleşirmiş. Zaten kasabalının bildiği tek hava olayı kar yağmasıymış. Ama bir gün kasabaya ilk kez yağmur yağmış. Başka kasabalardan hikayesini duydukları bu yağmurun sebebini düşünmüş kasabadaki herkes. Kimse bilmez ama o gece kasabada bir anka kuşu doğmuş.

Geçmiş mi gelecek mi bilinmez bir zamanın içinde, düzeni olmayan bir kasabada yaşam bir şekilde devam ediyormuş. Denildiği gibi bu kasaba hakkında düzeni yok derlermiş, hava güneşliyken, kasabada durup dururken kar yağarmış. Orada yaşayan insanlar kasabada nasıl yaşayabileceklerini bir türlü anlamamışlar. Zaten çoğu kasabalı da göç etmiş oradan. Issızlaşmaya yakın bir kasaba, belki de son 20 yılı kalmış…

Bu kasabada yaşayanların çözemediği iki şey varmış: Biri hiçbir kuşun bile uçmadığı bu kasabada her gün uçan kartal, ikincisi ise herhangi bir kölenin bu kasabada yaşamamasına rağmen kasabadaki arenada her gün savaş veren gladyatörmüş. Kasabaya yeni gelenler bu ikisini anlamakta; kasaba yerlileri ise bu durumu çözmekte çok zorlanırlarmış.

Kartalın ne yaptığını kimse bilmezmiş. Her gün kasaba üzerinde özgürce uçar, dileği yeri gezer, geçmişini ve geleceğini düşünmeden sadece farklı kasabalara gider ve geri kasabanın göbeğindeki yuvasına dönermiş.

Gladyatör ise her gün kasabalılar tarafından onu yenmesi için karşısına çıkartılan kişilerle yaşamı pahasına dövüşürmüş, onun için yapılmış arenada. Gladyatörün namı o kadar ünlüymüş ki bazen komşu kasabalardan da gelenler olurmuş, gladyatörün yaşam savaşını sonlandırmak için. Bir efsaneye göre, her savaş sonrası öldürdüğü kişiye bakıp, bunu yapmak zorunda olduğunu kendi kendine tekrarlarmış. “Yoksa ben ölecektim, ben ölecektim, ben ölecektim; ölmemeliyim, ölmemeliyim, ölmemeliyim. Yaşamak ve yaşatmak zorundayım.” Her arenaya çıkmadan önce ise anne ve babası gelirmiş aklına. Onlardan kaçtığı bir gün sokakta yakalanıp, getirilmişti bu arenaya. Suçunu kimse bilmiyor ve arenaya getirildiği günden beri kendi bu savaşın içinde.

Günlerden bir gün kartalı gören kasabaya yeni gelmiş yabancılardan biri çarşı kahvehanesinde herkesin aklından geçirdiği ama söyleyemediği o cümleyi söylemiş: “Ee bu kuş her gün tepemizde belli belirsiz uçuyor. Bu duruma daha ne kadar müsaade edeceğiz. Her gün ağzında bir şeyler getirip duruyor, ya bir gün bizim köyümüze de dadanırsa zaten bizim de ne olacağımız belli değil bu dengesizliğin içinde.” Kasaba ahalisi bu cümlenin hasretini çektiklerini belirtircesine bir “ohh” çekip “Haklısın, bu ne böyle olmaz, bizimle oynuyor hayvan!” gibi söylemlerde bulunup gaza gelmişler. Öbür gün örgütlenen kasaba halkı gece vakti kartalı kasabanın tam merkezindeki yuvasında mermi yağmuruna tutmuşlar, aralarında yuvasına bile ateş atan bile olmuş. Kartal hemen orada yediği mermilerin biriyle vurulmuş. Halk sanki tüm gelecek kaygılarından kurtulmuş gibi bir coşku seline kapılmışlar ları sil tekil olur burası. Tabi kasabanın değişken havası onlara izin vermeyip, kar fırtınasına tutmuş hepsini. Dengesizmiş işte hava.

O gecenin sabahında kartalın ölümüyle birlikte kasabalıdaki rahatlık gladyatör arenasına da yansımıştı yı silelim yansımış olsun.Halk daha da coşkuluymuş her zamankinden. Gladyatör tüm o coşkuya rağmen o gün de kaybetmemiş. Sonraki gün yani kartalın ölümünden 2 gün sonra kasabalı aynı coşkuyla arenaya gelmiş, kasabadaki diğer belirsizlik yaratan gladyatörün de aynı kartal gibi ölümünü istiyorlarmış. Ama o gün arenada farklı davranan sadece halk da olmamış. Gladyatör savaşını kazandıktan sonra hiç yapmadığı bir şekilde, kılıcını yere atıp, arenada bağırmaya başlamış. “Kartal’a ne yaptınız? Kartal nerede?” Arenadakiler şaşkın şaşkın birbirlerine bakarken gladyatör tekrardan bağırmış “Kartal’a bir şey yaptınız mı, dün uçmadı. Doğru söyleyin ne yaptınız?” Birden kartalı öldürmeyi teklif eden kişi ayağa kalkıp “Evet, onu öldürdük. Ne yaptığı belli olmayan hayvanın tekiydi, kuşun böceğin olmadığı yerde kartalın ne işi var ne yer ne içer, illa ki sonra bize musallat olacaktı. Hem sana ne?” diye çıkışmış. Gladyatör yıllardır tanıdık bir yüz görmemenin şaşkınlığıyla, kasaba dışından gelen bu kişiyi hemen tanımış. Tanımazdan gelmeye çalışıp “Kartalın ölüsünü buraya istiyorum hemen” demiş. Kasabalı gladyatörün ilk kez sesini duymuş olmanın verdiği şaşkınlıkla tam dediklerini yapacakken arena içinden biri “o zaman sakladığın ne varsa bize söyle” bize demiş. Telaşlı ve geçiştirmeye çalışır bir biçimde “Dengesiz biriyim ben, dengesiz iklimi olan da sadece burası vardı. Geldiğim yerde meczup olduğumu düşündükleri için beni öldüreceklerdi, bu yüzden insanlara güvenmemeyi seçtim. Ben de tanımadığım bir yere meczupluk savaşı vermeye geldim. Öldüreceksem tanımadıklarımı öldürmek, beni biri öldürecekse de eğer tanımadığım biri öldürsün istedim. Bu yüzden buradayım. Şimdi hemen bu gece kartalın ölüsünü hücreme istiyorum.” demiş. Kasabalı gladyatörün dediklerini mantıklı bulup, bir taşla iki kuş vurduklarını düşünerek daha coşkulu bir şekilde çıkmışlar arenadan.

Ve işte o gece…

Gece birkaç kasabalı genç, kartalın ölüsünü gladyatörün hücresine bırakmışlar. Kartalı eline alan gladyatör, dolabındaki kumaşları birer birer kartalın çevresine yerleştirmiş. Devamında sadece elini göklere kaldırıp, şunları söylemiş: “Her düştüğünde kalkmasını bil, her kalkışında uçacağını bil, her uçtuğunda düşeceğini bilsen bile,her düşüşünde tekrardan uçmaya hazırlan.”

Söyledikleri bittiğinde ilk kez o topraklara yağmur yağmış. Ve kumaşların arasındaki kartal, kumaşlarla beraber yanmaya başlamış. Hayatında bildiği tek sırrın gerçekleştiğini gören gladyatör gururlu bir sevinç yaşamış kendi içinde. Dakikalar sonra yanan kumaş küllerinin içinden bir anka kuşu doğmuş. Anka Kuşu’nun ağzından ilk dökülen “Özür dilerim, özür dilerim, beni öldürdüler, seni koruyamadım, özür dilerim. Seni o arenaya mütemadiyen hapsettim, görevi tamamlayamadan. Özür dilerim, eski anılarını daha hızlı getirmeliydim, gece gündüz gitmeliydim senin için doğduğun, büyüdüğün, okuduğun yerlere… Özür dilerim.” sözcükleri olmuş. Gladyatör gayet sakin bir şekilde “Sakin ol kartalım, sakin ol. Ben ölmek istesem zaten ölürdüm önceden, ama bunu senin için istedim. Bu kadar erken olmasını beklemiyordum ama fark etmişler senin özgürlüğünü. Seni ilk gördüğümde, özgür olduğum anlar aklıma geldi. Senin özgürlüğünü kıskanıp, sana neler yapabileceklerini tahmin ettim. Ama artık ölemeyecek kadar güçlüsün en az benim gibi bu dengesiz kasabada. Sen bana eski kıyafetlerimin kumaşlarını getirmeyince telaşlanıp, arenada seni istedim yanıma. O yıllardır her gün bana getirdiğin kumaş parçaları esasında senin içindi. Zamanında beni öldüren birinden öğrenmiştim eski kıyafetlerimin gücünü. Radyoaktiftir. Hayal kırıklarını tamir edip, seni kırılmaz yapar. Artık bir anka kuşusun, kimse üzemez seni, yeniden doğarsın; kimse kıramaz seni, yeniden doğarsın; reddedilsen de yeniden doğarsın, sadece başkasının kalbini kırdığın zaman yeniden doğamazsın. Şimdi dışarıdaki insanlar için bir şey yap ve onları bu kasabadan çıkarmaya çalış. Sen ve ben yaşanmışlıklarımızın savaşçılarıyız. Onları bu kasaba kaderciliğinden kurtar. Yeni yaşanabilecek yerler göster onlara.” Ve Anka Kuşu, gladyatör ona ne yaptıysa o da bir başkası için yapmaya kanat çırpıp uzaklaşmış gladyatörün yanından. 

Kasabada; korkak bir halk, bir gladyatör, radyoaktif kumaş parçalarının yağmura değmesiyle beraber anka kuşuna dönüşen bir kartal yaşarmış.

Kimse bilmez ama o gece kasabada bir anka kuşu doğmuş…

Absürt bir hikaye gibi gözükse de gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir. E malum dengesizmiş havası.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.