Kimliksiz Ruhlarda Tanınmadan Yaşayanlar

Kim bilir kaç kıştan sonra açacak ellerini ısıtan bahar, gülen görse gözleri dolanlara. Kaç üşümek dolacak bu kış, kaç baba ağlayacak tenhalarda. Sokak, hayali sökükleri nasıl saklayacak İstanbul’da.

Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.

Her yer o kadar dağınık ki göz gözü görmüyor birkaç zamandır, kimse kimseyi duymuyor. Birileri olduğu yerde çürüyüp gidiyor ve kimse kimseyi fark etmiyor. Herkes bir arada yaşıyor ama hiçbir ruh orada değil. Mutlu olmanın hayallerini kurarken gerçeklerin canını acıtarak dürtmesi bedeni. Toprak bile henüz yağmurla vedalaşmamışken, bir günü daha bitirmenin ne acılar getireceğini nerden bilebilirdik ki. Siyah kendi uğursuzluğuyla boğuşurken, beyazın tüm duyguları alabildiğine barındırması; tıpkı iç sesimiz gibi. Kurumuş dudaklar, çatlamış yanaklar, kırık saçlar, ağlamak lüks, gülmek vicdan azabı. Belkilerin keşke gibi görünmeye başladığı saatler de zamanın avuçlarına teslim kimsesiz nefesler. Belki isyan belki çaresiz iki gözün ıslanması. Ağlamaların kahrını yanakların çekmesi gibiydi biçilen ömürde ki şansızlıklar ve geriye dönük keşkeler değiştirmez karanlık kentin sokaklarını.

Bazı şeylerin kanunu yoktu ama cezası ağırdı bedende. Hayat hiçbir zaman isteklerini tam olarak vermedi kimseye. Bu dünyadan ne zaman gidersek gidelim hep eksik ve tamamlanmayı bekleyen yanımızla gideceğiz belki de. Kimimiz paranın içinde kaybolurken gerçek aşkı arayacak, kimimiz aşkı bulmuşken sağlığından olacak, kimimiz her ikisinden de mahrum kalacak. Hayat daima bize kendi istediklerini verecek ve bunun adına da kader diyecek. Küçük bedenlerin altına gizlenen tonlarca yük, bir yerlerde hayata tutunmayı bekleyen onlarca umudun içine hapsolan tükenmişlik. Dünyaya gözlerimizi açtığımızda başladı herkesin filmi. Daha ilk nefesinde tek bir adım daha atmaya gücü kalmayan küçük ayaklar büyüdü çok geçmeden. Yılın en talihsiz mevsimine girerken, dün geceden acıkan yanlarıyla kayboldu umutları bazılarının. 

Dışarıda aç ve çıplak yanlarını gizlemeye çalışan çamur kokan çocuklar, üstü başı yırtık bir gece yarısı tenekenin içinde iki tutuşan tahtadan ibaret belki. Beklentisiz, hüzünlü ama bir o kadar da güleç çocuksu. Kerpiçten evleri vardı hayallerinde, üşüyen damlarında mutluluk, bahçede iki fidan huzur. Dallarında açacak olan meyveler geleceğe umut verecek, elmaların en kırmızısı, en tatlısı olacak. Öten her kuşun adı gelecek beyaz çamaşır asılı tellere. Güllerden yapılan reçel kadar tatlı bir balkon, içinde zamanında kırılan her dalına inat, yapraklarını hiç dökmeyecek bir reyhan. Musluğu yosun tutmuş betondan bir çeşme, ağzında yeşilimsi mutluluk beklentileri. Üstü başı keder tutanlar gelir buraya; büyümeye meyilli çocuklar, dünyayı sadece karanlık bir logar sananlar. Tırnaklarında kömür kokan parmaklar ve alnında esrarengiz izler barındıranlar. Sorsan isimleri yok, hikayeleri var. Damlarda kar ve yalınayak bir mevsim. Kim bilir kaç kıştan sonra açacak ellerini ısıtan bahar, gülen görse gözleri dolanlara.

Kaç üşümek dolacak bu kış, kaç baba ağlayacak tenhalarda. Sokak, hayali sökükleri nasıl saklayacak İstanbul’da.

Hep aynı resim… Mutluluğun satılık olduğu çarşılarda param parça bir cam ve elleri kanatan umutlar dolacak sokaklara.

Yazar: Büşra Nur Tezcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.