(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 5 dakika sürmektedir.)
Silahı hızla diğer eline aldı. Önce sağına hemen ardından soluna baktı. Arkasına sığındığı ve bir daha kullanılmamak üzere sokağa bırakılmış büyük konteynırdan başını sarkıttı ve beline sarılı şarjörlerden birini çıkartmaya çalıştı. Yaklaşıyordu. Hem de oldukça büyük bir süratle kendisine doğru yaklaşıyordu. Şarjörü silaha taktı ve tekrar başını çıkartarak kendisine doğru gelmekte olan adama baktı, nişan aldı ve şarjörün tamamını üzerine boşalttı. Ancak adam hızlı bir manevra yaparak yıkılmak üzere olan bir kolonun ardına saklandı. Nefesini tuttu ve başka bir şarjörü almak için beline uzandı.
Başka şarjör yoktu, mermisi bitmişti.
Kesik ve hızlı nefes almaya başladı. Alnından süzülen ter damlaları yüzünde çaresizce dans ediyor ve çenesinden aşağı yok oluyorlardı. Arkadan at kuyruğu yaptığı saçları darmadağındı. Saçlar terle beraber suratına yapışmıştı ve yer yer kirlenen yüz hatları hissettiği onca duyguya rağmen olabildiğince durgundu. Elindeki silahı kenara bıraktı ve siyah tulumunun bacağına yerleştirilmiş av bıçağını çıkardı. Adam kendisinden güçlü olabilirdi ama kendisinin asıl silahı, adamın kaslarından daha kuvvetli ve cüssesinden de daha büyük olan hırsıydı. Sığındığı yerden çıktı ve kolona doğru yavaş adımlarla ilerledi.
Adam silahsızdı.
Ne şarjörü ne de kesici bir şey vardı üstünde. Kolona yaklaştıkça nefesini tuttu. Kalp atışları eskisinden de hızlıydı ve aklında sanki bir hipodrom vardı ve düşünceler hızla koşuşturuyorlardı. Adam etrafın sessizleşmesini fırsat bilip kolonun ardından çıktı. Gözlerine denk geldi gözleri. Yanılmıştı. Adam, kendisinin taşıyabileceği bütün silahlardan dahi daha tehlikeli bir çift silah taşıyordu yüzünde. Adama vuruldu, ve yine. Bıçağı kavrayışı gevşedi ve adımları seyrekleşti. Adam ona doğru tedirgin bir adım attı. Gözleriyle bu savaşın ne kadar gereksiz olduğunu anlatmaya çalışıyor gibiydi. Yüzünü kaplayan bir masumiyet vardı ve bu masumiyete kanmak üzereydi. Adam bir adım daha attı, aralarındaki mesafe gittikçe kapanıyordu. Sarsıldı, az önce bütün şarjörünü uğruna harcadığı adam o değilmişçesine öylece kalakaldı ve gevşeyen elinden bıçağı düşürdü.
Yere düştüğünde çıkan bıçağın sesi kendisine gelmesine sebep oldu. Büyüsüne kapıldığı gözlerden bakışlarını ayırarak gözlerini kırpıştırdı ve yere eğilip bıçağı aldıktan sonra adamın üzerine atıldı. Adam da bu hamleyi beklemediğinden olsa gerek ikisi birlikte yere yuvarlandılar. Adamın üzerine çıkıp bıçağını saplamak üzere kaldırdı ancak adam bileğinden kavrayarak kendisini durdurdu. Diğer eliyle bıçağı tuttuğu eli destekledi ve daha büyük bir azimle bıçağı aşağı indirmeye çalıştı. O esnada adam yalnızca bıçağı tutuyor ve kendisini izliyordu, bir hamle yapmıyordu. Bıçağa uyguladığı güçle bıçak yavaş yavaş aşağı indi ve adamın boğazına hizalandı. Gözlerini kin bürümüştü. Gördüğü tek şey bıçağın sivri ucu ve adamın boğazıydı.
Adam var gücüyle bıçağı itti ve bıçağın sol tarafına düşmesiyle bıçağa uzanamaması için kadını belinden kavradı. Kadın adamı ittirmeye çabaladı ancak adam hızla kadını yere yatırıp bu sefer kendisi üzerine çıktı. Ellerini iki yana bastırıp sakinleşmesini umdu. İçi köpürüyordu. Üzerindeki ağırlıktan kurtulmak için bütün gücüyle çırpınıyor ve kısıtlanan hareket alanı yüzünden bir şey yapamıyor olması onu iyice çıldırtıyordu. Tiz bir çığlık attı. Bu savaş onun için ya kendisinin ya da adamın can vermesiyle son bulacaktı ve bu mücadele olması gerektiğinden de uzun sürüyordu. Süre uzadıkça içindeki mücadele etme hırsı tükeniyordu ve bu onu çok korkutuyordu. Çünkü yenilgiyi kabul etmiyordu ve ikisinin de hayatta olduğu bir senaryoda yenilgi hep kendisine ait olacaktı, biliyordu.
Adam ise yalnızca kadını izliyordu. Ne kadar çaresiz göründüğünün farkında olmadığını düşünerek kadını seyrediyor ve dinginleşmesini bekliyordu. Onu anlıyordu, içindeki bu hırsı belki de anlıyor ve gurur duyuyordu. Gurur duyduğu şey kendisini öldürmeye çalışması değil hep bir mücadele içinde olması ve bu mücadelelerin sonucu ne olursa olsun devam edebiliyor olmasıydı. Ancak kadının bütün bunları biraz da kendisine yapıyor oluşunu anlatamıyordu. Düşüncelere daldığı sırada kadının, kasıklarına dizlerini geçirmeyi başarmasıyla acıyla kasıldı ve kadının ellerini bıraktı. Adam ellerini bırakınca kadın hemen altından çıktı ve bıçağa uzandı. Adam bunu fark edince gerisin geri gitti ama şimdi her şey kendisinin merhametine kalmıştı. Adama doğru atıldı ve onu tekrar yere yatırdı. Bu sefer daha atikti ve bıçağı tam alnına hizalayarak hızla indirdi.
Ama duraksadı.
Adamın bakışlarına yine yakalanmıştı. Adamın bakışlarında daha önce fark etmediği bir şey vardı: Acıma ile karışık şefkat. Tam alnının üzerine asılı duran ve adamın herhangi bir müdahelede bulunmadığı bıçak öylece duruyordu. Saplamak üzere olduğu yer adamın alnı değil, kendi susmayan aklıydı. Susturmak istediği adam değil kendi iç sesiydi. Adamın gözleri bunları ima eder gibi bakıyor ve kendisine karşı koymuyordu. İçi titredi. Kendisi ile verdiği savaşta adamı öldürmek galibiyeti getirecek miydi? Şimdi, bıçağı milim hareket ettirse savaş bitecek miydi sahiden? Gözleri buğulandı.
Onun yenmek istediği o değildi, kendisiydi. Yıllardır içinde verdiği ve ona ithafen olan bu mücadele onu öldürmekle bitmeyecekti. Yenilmişti işte. Karşısındakinin de yenilmesi ona zafer getirmeyecekti. Adamın gözlerine bakmayı sürdürdü. Adam hep kendinden emindi ve bazen bu kadar emin olması çok sinir bozucuydu. Ama haklıydı ve hırsı onun haklı oluşunu görmesini engelleyecek kadar esir almıştı kendisini. Şimdi çaresiz hissediyordu. Sanki şu an gücü elinde tutan kendisi değilmişçesine bıçağı bıraktı ve omuzlarını düşürdü.
Farkında değildi ama asıl şimdi içindeki savaşı kazanmıştı. Çünkü anlamıştı. Başladığı işi yarım bırakarak kendi savaşını tamamladı ve adamın üzerinden kalktı. Arkasına döndü, ardına bakmadı ve yürüdü. Bıçağı belki saplamamıştı ama içinde ona dair bir şeyleri belki öldürmeyi başarmıştı. Yürüdü ve gitti.
Son mermisine kadar savaştığı adamı yenemedi. Bu muharebe alanı onun için yıllar sonra dahi dönüp bakabileceği bir yer olsun diye acılarından bir müze yarattı ve yıllanmış gözyaşlarını o müzede sergiledi. Müzede, kullandığı son şarjör ve hiç kullanmadığı av bıçağı da yer aldı ancak bunlar temsili birer silahtı. Asıl silahın hiç yer alamayacağı bu müze, yalnızca sınırlı sayıda insanın fikrine açıldı ama çok geçmeden bir daha açılmamak üzere insanlara kapatıldı. Ve yenilgisini ölümsüzleştirerek içinde adamı öldürmeyi başardı, savaşı kaybederek kazandı ve müzenin en ihtişamlı noktasına gülümseyen bir portre astı.
Yazar: Almina KESLER
Görsel Kaynak:https://pin.it/1e3IRntA5