Kayıp Zam’anlar

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

      “yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik

kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata

alınmaya

      kendimizi hazırlar gibi

      yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi

      ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,

      ve kazanmış görünürken derinliğimizi

      Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde

      bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar…” 

Bir an… Belki sadece andan ibaret olan bir an. Geçirdiğimiz binlerce saniyenin içinden bir şekilde zihnimizin içine sinsice sızmış ve orada bağımsızlığını ilan etmiş bir an.

Hiç ortada yokken beliriveren, belki bir  saniye, belki bir dakika, her ne kadar sürerse sürsün aniden gözümüzün önüne gelen ve bir andan ibaret olan bir sahne…

Hayatımız boyunca bilinçlerimizin bilinmeyen noktalarından içerilere bir yerlere girmiş bu sahnecikler… 

Bunlar mıdır, ölürken gözümüzün önüne gelecek bu anlar? En can alıcı yanlarını bizlere o zaman mı göstermeyi planlıyorlar?

Kaç tane “bir an”ım var olacak ben kaparken gözlerimi?

Kaç tane “bir an”ım hiç var olmadan zihnimde hayalden öteye gidemeyecek? 

Kaç tane “bir an” ın yarattığı hissi hissedememiş olarak gideceğim dünyadan?

Ya yaşamaktan korkarak ölürüz ya da ölmekten korkarak. İkisi de birbirinin aynısıdır çünkü. Yaşamaktan da ölmekten de korkarak öldürürüz, içimizdeki yaşama ait olan ve son nefesten ileri götüremeyeceğimiz bütün hisleri.

 Ve her şey biraz önemsiz kalır, zamanın önümüze ne zaman sunacağını bilmediğimiz ölümü düşündüğümüzde… Ertelediğimiz, yapmaktan çekindiğimiz ne varsa çekinmemize neden olan her şey bir an da erir içimizde. Koşmak isteriz sevdiklerimize, bir gece de uçmak isteriz henüz gitmeyi planlamadığımız yerlere. Hissetmekten korktuklarımızı hissetmek isteriz, hayatı son bir kez içimize çekmek için her şeyi yapmak isteriz. Filmlerde gördüğümüz o korkusuz insanlardan olmak isteriz. Hayatlarını riske atan, değişimden korkmadan kendini öylece boşluğa bırakan o insanlardan…

 İçimiz hayatımıza bir anlam katmak için yanıp tutuşurken, yine var olmak ister bir zamanlar canlı olan ama sıradan hayatlarımızın harabe ettiği hayallerimiz. 

Yine o anlardan biri gerçekleşir ve bir an, sadece bir an umut ateşi düşer içimize. Her şeyi unutmak, harekete geçmek isteriz.

Ne yazık ki geldiği gibi giden anlardan biridir bu.

İnancımız, hayata ve yaşamaya geri döndüğümüz anda sönüverir.

Düşündüğümüz her şey kafamızda saçma bir senaryoya dönüşüverir, bunlar gerçek değildir veya gerçek olsa da görünüşte bize çok uzaktır.

Biz de böylece gerçekliğini kendimize bile sorgulatamadığımız hayatlarımıza geri döneriz çünkü her ne kadar öyle olduğunu düşünmesek de bildiğimiz bir şey vardır, bir film veya bir kitap asla hayatımızı değiştirmeyecektir. En fazla üzerinde birkaç gün düşündürecektir o kadar. Aynı bütün diğer şeyler gibi bu düşüncelerin de hayatımıza birkaç dakikadan fazla etkisi olmayacaktır. Bunu bildiğimiz halde bir şeyleri değiştirecekmişcesine aynı tuzağa sürekli düşeriz.

Zaman bizi sürekli kandırır. Zaman hisleri değiştirir. Zaman anıları, insanları gözümüzde değersizleştirir. Zaman bizi oyalar.

Bazen ilk ve son defa gördüğümüz, usulca uzaklaşmasını izlediğimiz bir kuş olur zaman, bazen de ders boyunca başını kaldırmadan kocaman gözlükleriyle önündeki metni okuyan bir ilkokul öğretmeni.

Bazen tutmak isteriz onu; bazen kurtulmak isteriz ondan. Ne yazık ki onu ne yakalayabiliriz, ne de ondan kaçabiliriz.

Hiçbir şey yapmamaktan başka çare bırakmaz zaman bize. Ve biz de ne yapacağımızı bilmeden, boşluğa karışan düşüncelerimizden kopar ve hipnoz olmuşcasına akıp giden zamanı izleriz.

Kendini kayıp, ıssız hissettiren anlardan biridir bu. 

Ancak bazı şiir dizelerinde anlamlanacak anlardan biri…

“Şimdi biz neyiz biliyor musun?

      Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. 

Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada 

bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.”

(Alıntılar Murathan Mungan’ın Yalnız Bir Opera şiirine aittir.)

Yazar:Yaren Köse

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.