(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Hayatımızdan sürekli seçimler yaparız: Nasıl yaşayacağımıza, kimlerle vakit geçireceğimize, hedeflerimize ve daha nicesine. Çoğu zaman bu kararların bize ait olduğunu düşünürüz. Peki bu seçimlere gerçekten biz mi karar veriyoruz? Gerçekten özgür müyüz?
Ailemiz, çevremiz ve içinde büyüdüğümüz kültür, seçimlerimizi güçlü bir şekilde etkiler. Çoğu zaman “ben seçtim” dediğimiz şeyler aslında bize öğretilen ya da doğru olduğuna inandırıldığımız şeyler olabilir. Kararlarımızın önemli bir kısmı mantıktan çok duygularla şekillenir. Anlık öfke, mutluluk ya da kaygı, verdiğimiz kararın yönünü tamamen değiştirebilir.
Modern Psikoloji, seçimlerimizin büyük kısmının bilinçdışı süreçler tarafından belirlendiğini söyler. Geçmiş deneyimlerimiz, öğrenilmiş kalıplarımız, çocuklukta edindiğimiz inançlar ve çevresel koşullar, karar verme mekanizmamızı şekillendirir. Bir araştırmaya göre insanlar çoğu zaman kararlarını verdikten sonra gerekçelerini sunarlar. Alışkanlıklarımız ve duygularımızın da seçimlerimizi yönlendireceğinden bahsetmiştim. Açken daha hızlı öfkelenmemiz ya da yorgunken daha kolay vazgeçmemiz, bunun en basit ve en önemli örnekleridir. Yani kararlarımızın görünmeyen bir arkaplanı vardır.
Bu özgür irade tartışması felsefede yüzyıllardır devam eder. Spinoza’nın düşüncesine göre insan, özgür olduğunu sandığı ölçüde aslında zorunlulukların esiridir ve şöyle söyler; “İnsanlar özgür olduklarını düşünürler, çünkü eylemlerinin farkındadırlar; oysa onları belirleyen nedenlerin farkında değildirler.” Bu bakış açısına göre seçimlerimizin çoğu, iç ve dış nedenlerin zincirleme etkisidir. Biz yalnızca zincirin son halkasını yaşarız ve ona “benim seçimim” deriz.
İnsan çoğu zaman kendi kararlarının efendisi değildir ancak bu umutsuz bir durum değildir. Çünkü farkındalık geliştirmek, zincirleri görmemizi sağlar. Örneğin bir anda verilen öfke dolu tepkinin ardında çocuklukta öğrenilmiş bir savunma olduğunu fark etmek, bizi daha bilinçli bir karar noktasına getirir. Belki de gerçek özgürlük, nedenlerini bile bile kabullenip yine de o yolu tercih etmektir.
Fark etmek gerek; nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi. Anlamak gerek; ne istediğimizi ne yaptığımızı ve yaşamak gerek; her anımızı, her şeyiyle kabullenerek.
Yazar: Alper Altıntaş