İnsan Bir Çınardır Aslında

"İnsan doğru zamanda korkularını okyanusun derinliklerine bırakıp yaşamazsa, asla doğru zamanda ölmemiş olacaktı."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 5 dakika sürmektedir.)

Sanki etrafınızdaki herkes yaşayıp gidiyor da siz hiç var olmamışsınız gibi şeffaf ve görünmez hissettiniz mi? Siz diğerlerini görüyorsunuz, duyuyorsunuz ama onlar sizi görmüyor ve duymuyor…

Öncelikle şunu asla unutmamalıyız: “İnsana özgü bir yetenektir yaşamamak.’’ 

Nedendir bilinmez, insan daima bilmediği olguların peşinde koşuyor ve koşarak gittiği yerde beklenmiyor olabileceğini unutarak ruhunu çürütüyordu ve gün geldiğinde ‘‘pişmanım’’ diyerek etrafındakilere öğüt veriyordu. Buradan bir yolculuğa çıkacak olursak etrafınıza iyi bakın; kaygı ve korkularından dolayı yaşayabileceği güzellikleri elinin tersiyle itenler, hayallerinden başkalarının istekleri için vazgeçenler ve kendisine bir konfor alanı yaratıp hayatını monoton hale getirenler. Hayatın anlamı gerçekten bu muydu, korku meleklerinin yarattığı senaryoları gerçekmişçesine yaşamak mıydı hayat? 

Unutmayın; zaman her şeyi alır ama zamanın alamadığı tek bir şey vardır: ‘‘Anılar…’’ 

Geçmişte bugünlerin hayalini kurduğunuz ‘‘o’’ çocukla karşılaşsaydınız ne düşünürdünüz, nasıl hissederdiniz? İçinizdeki ‘‘o’’ çocuk size; yaşayabileceğimiz güzellikleri gerçekliği olmayan korku ve kaygılar uğruna niçin yıktın, diye sorsaydı ne cevap verirdiniz? Bu şekilde hayatını idame ettiren insanların içindeki çaresiz çocukla edebilecekleri sohbet hüzün ve pişmanlıktan başka ne olabilirdi ki. Her gün aynı sabaha uyanan bugününüze içinizdeki çocuk soruyordu:

– Kalbinin atmadığını mı hissediyorsun?

Gri dünyasının içine hapsolmuş bugününüz cevapladı:

– Kalbi atan biri için fazla ölü hissediyorum…

Ne yapabilirdi ki insan şu saatten sonra, bu bataklığın derinliklerine çekilmeye razı mı olmalıydı yoksa yapması gerekeni mi yapmalıydı? İnsanın yapması gereken şey ise yaşarken yaşamaktı! İnsan, yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman ölüm taşıdığı dehşeti yitirecekti! İnsan doğru zamanda korkularını okyanusun derinliklerine bırakıp yaşamazsa, asla doğru zamanda ölmemiş olacaktı. İnsan ne yazık ki bu hakikati unutup kendi ruhunu uçurumun kenarından sonsuz felaket düşüncelerinin yer aldığı küçük ama ruhunu sömürecek bir bataklığa itmişti…

Şimdi de biraz geleceği hayal edelim; geçmişimize ait kocaman bir çınar tahayyül edin. Siz bu çınarın yapraklarının olmasını mı, olmamasını mı arzu ederdiniz? Bu sorunun cevabına karar vermeden önce insan şunu düşünmeli; ağacınızdaki her bir yaprak bir anıyı, hatırayı ve duygunuzun yaşanmışlığını temsil ediyor. Büyümüş ve olgunlaşmış olan siz usulca geçmişinize bakarken korkuyla sordunuz bugününüze:

– Zamanını nasıl geçirdin, hayatının en iyi yıllarını nereye gömdün? Yaşadın mı, yaşamadın mı?

– …

Korkularla yaşayan bugünümüz sadece susmakla yetindi belki de. Bazen sadece susmak gelir içimizden, susmak kimi zamanda yapmamız gerekenleri doğurur. 

O büyük, olgun ve aklı korkuların bir anlamı olmadığını anlayan biz, bugünümüze buruk bir şekilde görmekten kaçtığımız gerçeği yüzümüze vurdu: ‘‘Dünyadaki her şeyin nasıl solup soluduğuna bak. Birkaç yıl daha geçecek ardından bunu mutsuz bir yalnızlık izleyecek, bu arada zaman akıp giderken sarsak yaşlılık değneğiyle birlikte kapımızı çaldığında, bizde yarattığı duygu çaresizlik ve yıkım olacak. Olağanüstü hayal ve duygular barındıran dünyan yok olacak, hayallerin çürüyüp ölecek. Ağaçlardan düşen sarı yapraklar gibi uçup gidecek.’’ Bize, “Çınarımızdaki yaprakların gür ve özgürce dalgalanmasını istiyorsan ‘o’ çocuğun sesini dinle.” dedi. Sesse çarpıcı ve sert bir gerçekti fakat doğruydu: Yaşanmamış o yaşam, sonsuza dek içimizde kabaracak ve sonsuza dek yaşanmamış kalacak. Vicdanımız dinlemediğimiz o sesi, sonsuza kadar haykıracak. Yarın ağacımızın altında yapraklara bakarak gülmek, eğlenmek ve yaşadığımız her şeye rağmen mutlu olmak istiyorsak; geçmişimizi yarattığı tüm acı ve mutsuzluklarıyla kabul edip bugünümüzü ve gelecek yarınlarımızı yaşamak istediğimiz gibi korkmadan yaşamamız gerek…

Dünümüzle ve geleceğimizle bugünlerimizi güzel yaşamak için konuştuk.

Tüm bunlarla yüzleştikten sonra aradığımız soruya ulaştık. Soruysa basit fakat cevabı izafi olan ve bizleri; beyaz duvarların karanlığına mahkûm edip çaresizlik içerisinde düşündürtecek bir soruydu. Soruysa şuydu: Göklerin üstünde kayan bir yıldız edasıyla geçip giden hayatlarımızın anlamı neydi? Yüzyıllardır sorulur, merak edilir her yerde. İşte söylüyorum! Hayatın anlamı, ‘‘zevk ve acı’’. Ölene kadar hissedilen zevklerden, çekilen acılar çıkarıldığı zaman geriye kalandır hayat. Umuyorum ki her bir insan bu sorgulamayı yaptığında çınarında görebileceği yaprak kalmıştır fakat korkarım ki Dostoyevski’nin romanlarında yaşıyor gibiyiz; hava soğuk ve gri, insanlar mutsuz ve umutsuz…

Yağız Efe Yaşin

Görsel kaynağı: Yapay zekâ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.