Hoşça Kal, Zehirli Sarmaşık

Gözyaşları sessizce yanaklarından süzülüp zarfın üzerine damladı. İçinde bir yerde biliyordu ki bazı kararlar ne kadar acı verse de onları ertelemek yalnızca daha derin yaralar açardı.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık iki dakika sürmektedir)

      Elinde kalanlarla yolunu çizmeye çalışıyordu Firdevs. Kalmaya gücü mü yoktu yoksa gitmeye cesareti mi? Giderse özlem çeker miydi, kalırsa yanar mıydı içinden? Anlayamıyordu, yaşadıkları gerçek gibi gözükmüyordu ona. Fakat karar vermesi gerekiyordu artık. Elindeki cam kırıklarıyla burada kalmaya devam edebilir ya da avucuna saklayıp gidebilirdi gideceği yere. Ama biliyordu ki elleri kanamaya başlarsa, bunun suçlusu cam kırıkları olmayacaktı.

      Verandaya oturmuş sessizce etrafı izliyordu. Bahçedeki canlı renklerde olan pembeli morlu begonvillere gözü ilişti. Sarmaşıklar, büyüdükçe dallarını etrafa yaymış, yakındaki ağaca doğru uzanmıştı. Zamanla ağacı daha da saracak gibiydi. Gözlerini ayırmadan izliyordu bu manzarayı. Bir süre sonra zihninde düşüncelerin dansı başladı. Eğer ağacın ayakları olsaydı, etrafını saran sarmaşıklardan kurtulabilir miydi? Ya da kurtulmak ister miydi? Belki de sarmaşıklardan kurtulmak için bir adım atabilirdi ama belki de sarmaşıkların onu sarmalayan dokunuşunu bırakmak istemezdi. Kim bilir, belki de sarmaşıkların gövdesine sarılışı ağaca bir tür huzur ve bağlılık hissi veriyordur. Kurtulmak istese bile bu sarılmadan kopmanın bedelini göze alabilir miydi? 

      Bahçedeki bu manzara ona çok tanıdık geliyordu. Bir süre sonra yavaşça doğruldu oturduğu yerden. Verandanın köşesinde duran küçük masaya yöneldi. Çekmeceden çıkardığı kağıt ve kalem sessizce önünde duruyordu. Kalemi bir süre parmakları arasında döndürdü, düşünceleriyle boğuştu. Sonunda cesaretini topladı, derin bir nefes aldı ve yazmaya başladı.

Belli ki ben zavallı bir ağacım,
Sense üstüme gelen zehirli bir sarmaşıksın.
Sen bilmezsin ne kadar zehirli olduğunu,
Ben de bilmezdim, tenim yanıp küle dönüşene kadar.
Oysa ben yine de kalırdım, zehrine sarılırdım.
Sen de bana sarılırsın sanırdım ama,
Meğer sen beni boğuyormuşsun, fark edemedim. 

        Masanın üzerindeki sararmış zarfın içine, titreyen elleriyle kağıdı yerleştirdi. Kalemi tekrar eline aldı ve zarfın üzerine titrek bir yazıyla “Hoşça kal” yazdı. Gözyaşları sessizce yanaklarından süzülüp zarfın üzerine damladı. İçinde bir yerde biliyordu ki bazı kararlar ne kadar acı verse de onları ertelemek yalnızca daha derin yaralar açardı.

Tuana Bozdemir

*Görsel ChatGPT tarafından oluşturulmuştur*

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.