(Bu yazının okunma süresi yaklaşık üç dakikadır.)
Bu yazı, başta Küçük Prens olmak üzere göğünü kaybeden tüm yıldızlara ithafen yazılmıştır.
Yine her şeyi masada unuttuğum bir gecenin sonuna gelmek üzereydim. Hızlı adımlarım kaygıyla karışık bir gerginlik ve uykusuzluğun yükünü taşıyordu. Gece 03.20, barın karşısındaki durakta oturmuş, U2’nun “California” şarkısına kulak veriyordum. Şarkının her notası, ruhuma bir anlık huzur serpiyor; gecenin kasvetine inat, içimdeki fırtınayı dindirmeye çalışıyordu.
Uzaktan demir parçasının attığı bir çığlık ile irkildim. Hemen ardından Kamer’in yıllar önce söylediği “İlham onda bunda, gerekse sende bende.” sözünü hatırladım. Bu sözlerin yankılandığı sisli zihnimden usulca kaçtım ve sessiz fırtınalara doğru yol almaya ilk sıradan biletimi aldım. Umduğum gibi de oldu. Otobüse bindiğimde ön koltuklara oturur oturmaz etrafım yabancılarla dolmaya başladı; önümde, arkamda sağımda… Neyse ki solumda ayna vardı ki bu, bana kendi yansımamla dans etmeyi bırakmamam gerektiğini göstermişti.
Hepimiz geçmişin izlerini, yüklerini, geleceğin belirsizliğini ve dışa vurulmamış duygularımızın ağırlığını birer yük gibi taşıyorduk; aynı gökyüzü ve yıldızlar altında yaşasak da her birimizin bambaşka dünyalara sahip olması kaçınılmazdı. Kalabalıkta yalnız olsak dahi birbirimize görünmez ipliklerle bağlıydık; insanlık denizinde sakladığımız yalanlar, acılar, hüzünler, umutlar ve daha niceleri ortak bir yerde buluşuyordu: Yani ortak insanlık hissiyatında. Tek başına ama yine de birbirimizin gölgesinde…
Araya bir kesinti (sis perdesi) girdi. Ah! Şu sis perdeleri hiç olmayacak zamanlar kendini yanlış zamanda açan çiçekler gibi ortaya çıkarıverirsiniz, mevsimsiz ve yersiz…
Her zamanki durağımdan birkaç durak öncesinde inip kendimi melodinin ritmik dansında buldum. Tek isteğim biraz daha yürümek, dinlemek ve düşünmekti. Ardından karşıya geçerek evimin yolunu tuttum. Ağır adımlarım toprağı okşarken sokak lambaları kimliğimi daha da belirginleştiriyordu. Duvarlara yansıyan gölgem adeta kim olmam gerektiği konusunda yol gösteriyordu.
Evren içinde kaybolmuş olabilirim ama bu kayboluşun kim olduğum konusunda bana fırsat verdiği yadsınamaz. Geçmişin yüküyle belkide zorlanıyordum ama yıldızların ışığı geleceğe doğru ilerlemem için sislerin arasından geçen dağcıya güç veriyordu.
…
Anahtar sesi, kapı sesi, çantamda yırtık bir kağıt üzerinde unutulmaya yüz tutmuş bir dörtlük;
Kaybolan yıldızın yüreği hassastır.
Kaybolanların umudu, yolu, inancı…
Her gece yine beliriverir yıldızlar,
Ait olman, var olman, kim olduğu ve niceleri için umut ışığıdır onlar.
Mırıldandı ve yüzmeyi daha iyi öğrenebilmek için kendini okyanusun dalgalı ve soğuk derinlerine uğurladı.
Burak Şener
Görsel: Canva Yapay Zeka