(Bu yazının okunma süresi 3 dakikadır.)
(Yazar tarafından size armağan edilen şarkı:Solgun bir gül dokununca/ Fırat Tanış )
Her yazının ithaf edildiği bir kişi varsa eğer, bu ihtimali olmayan bir sevgiye ait olmalı.
Eskiden bütün şarkılar düşündürürdü beni, şimdiyse sadece hüzünlendiriyor. Kısacık hayatımı olmayacak şeyler uğruna tüketmek üzere olduğum için. Yirmili yaşların başlarındayım ve hayatın bana bahşedilmiş tek şey olduğunu farkettiğimde her şey anlamını çok çabuk yitirdi. Düştüğüm yerden hemen toparlanmaya çalıştım. Etrafıma bakındım. Hiç uzanan bir el göremedim. Herkes farklı yollardan aynı istikamete doğru giderken, istikametin ne olduğunu unutanlar için yol kenarlarında bazı tabelalar olduğunu da farkettim. Benim yolumsa bomboş gibiydi. Çünkü yola çıkmaya korkuyordum. Yolun başında bir başıma durmuş bütün bu yol hikayelerine şahit oluyordum yalnızca. Yola çıkmaya korkan tek ben değildim ne mutlu ki. Bir sürü yoldaşım da vardı yanımda. Korkanlar olarak bi hayli kalabalıktık aslında nerden baksanız. Sonra şöyle düşündüm. İnsan kendi yoluna kendiyle çıkmaya korktuğunda, yollarını birleştirip biriyle çıkma cesareti alması ne büyük bir korkusuzluktu. Büyük saygılar duydum içimde. Ama sevgilerimin yanında saygılarım küçücük kaldı. Sevmek ne büyük bir eylemdi. İçine başka duygular karıştırmayacak kadar büyük bir eylem. Öyle yoğun. Öyle acı. Ama severseniz öyle hoş ve açıcı. Adeta sek bir kahve misali. Zaten bir kahvelik işi var bütün bu sevgilerin. Eğer bir fincan kahveyi soğutuyorsan birinin yanında dünyanın şanslı insanlarından biri oluyorsun. Zira ikinci fincanı ne zaman içerim diye düşünüyorsan, üzgünüm hayat herkese şans vermiyor. Bir düşünce daha düştü aklıma. Neden dünyanın neredeyse bütün şarkıları, romanları, hikayeleri hatta bazen devlet meseleleri bile bu büyük ve çok güçlü olan sevgiyle ilgiliydi? İnsan tüm hayatını, bir gün pencerenin önünde dışarıyı seyrederken gördüğü güzel bir manzarayı ‘ah ne kadar güzel değil mi?’ sorusuna cevap alabilecek birisinin yanında olması için mi çabalayarak harcardı? Sanıyorum, öyle. Başka türlü bir hayat, pek yaşanılır olmazdı. Baktığında yaşıyor gibiyiz, fakat tüm bu girift sokakları biz yarattık. Tanrı’nın bize kendinden bir parça vermiş olduğu ortaya yeni bir şeyler koyma ihtiyacıyla. Ama pek de beceremedik bu işi. Öylece sürüncemeli bir hayat tutturmuş gidiyoruz işte. Düşünmek, mutsuz edici bir eylem. Sevmek, ve karşılığını alamadan sevmek ve hiç olmayacak bir hikayeyi hayal etmek de öyle. Öyleyse kendine iyi bak, ihtimalini hiç bilemeyeceğim güzel hikayem.
Yazar:Beyza Küçük