DENGE

“Bu yazının okunması 4 dakika sürmektedir.”

Her şeyin birbirinden ayrılamaz iki karşıt kutbu vardır. “Yin” ve “Yang” kutubu. Yin ve Yang Uzakdoğu felsefesinde evrendeki diyalektik kutupluluğu gösteren karşıt çifttir. Nerede Yin ve Yang kutuplaşması oluşur, orada hareket de başlar. “Bir” “Hiçlikten” gelir. “İki” de Bir’den doğar. Her şey ise İki’nin yani iki kutubun Yin ile Yang’ın tükenmeyen, değişen ve dönüşen sarmal döngüsünün ürünü olarak ortaya çıkar. Kutuplar karşılıklı bir bağlılık ve bütünlük içindedirler. Gecenin içinde aydınlık ve sıcağın; gündüzün içinde de soğuk ve gölgenin bulunması; dişi görünümün içinde erkek, erkek görünümün içinde dişi olması; her sorunun, çözümü; sevginin, nefreti; eylemsizliğin, eylemi; savunmanın, saldırıyı barındırması gibi. İşte yin yang içinde küçük karşıt renkli daireler bu özellikleri anlatır. Yin ve Yang karşıtlıkların bütünlüğünü, zıtlıklardan tamamlayıcılığa geçişi sembolize eder. Bu zıt enerjiler bir arada olduğu zaman değişim, dönüşüm, gelişim ortaya çıkar ve birbirini yapboz misali tamamlarlar. Biri olmadan diğeri de olamaz. Dönüşebilme, bitmeyen sonsuz devinimi olanaklı kılar. Kış, yaza; güz, bahara; karanlık, aydınlığa döner ve böyle takip eder sarmal gibi döne döne. C. G. Jung diyor ki: “Kişi, aydınlık figürler imgeleyerek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanabilir. Ancak bahsi geçen ikinci yöntem tatsızdır ve bu nedenle tercih edilmez.”

Sizce yaşamın ne kadar farkındayız? Peki ya dengenin oynadığı kilit rolün? Hayatın yoğunluğu, koşturmacası, hedefleri peşinde düşüp kalkarken herkes gibi bir şekilde denge kurmaya çabalarız. Bunun için önce dönüp kendi iç dengemize bakmamız gerekir. Duygularımız, düşüncelerimiz, farkındalığımız, yaşamı ve içindeki her şeyi kabullenişimiz…

Öz şefkat… Dışarıda  birilerinden sevgiyi ve şefkati öyle çok ister buna öyle çok bağlanırız ki, kendi öz-şefkatimiz aklımıza bile gelmez. Bir açıklık, açlık vardır ve kimi zamanlar bu yüzden dengeyi kaybeder, hırçınlaşırız. Yalnızca bu ihtiyaçlarımızı bize sağlayamayan insanlara karşı değil, içimizde oluşan öfke duygusuna da kafa tutmaya başlarız. Çevremize gösterdiğimiz şefkatin çeyreğini göstermeyiz kendimize. Halbuki içimizdeki çocuk bize bir şeyler anlatmaya çalışıp duruyordur. Bizden güvenli bir alan istiyordur. Yargılanmadan dinlenilmeyi, sevgiyi, kabullenilmeyi istiyordur.

Kabul… “Aydınlanmış bir insanın hayatının neden ibaret olduğunu özetleyecek olsaydım, olanı bütünüyle kabullenme derdim. Biz olanı kabullendikçe dünya yavaşlar ve gerçek yüzünü gösterir.“ diyor Haemin Sunim. Tıpkı aşık olduğumuz, sevdiğimiz insanı her koşulda kabullenmek gibi, hayatlarımızın bize bir şeyler öğretmek, yolumuza ışık tutmak için getirdiği iyi-kötü anları da kabullenmeli, anlamaya çalışmalıyız. Ama hepsinden önce kendimizi.. Dünya hızla değişiyor, bizler de öyle. Sunim, bu mesele için şöyle diyor: “Dünya değişti diye yas tutma, insanlar değişti diye yas tutma. Şimdiki zamanı geçmişin anıları üzerinden değerlendirmek hüzne neden olabilir. Sen istesen de istemesen de değişim kaçınılmazdır. Bunu benimse ve kabullen.”  Ve her zaman iyinin içinde kötü, kötünün içinde iyi vardı. Bu hayat idi, hayat ise bizdik. 



Duygu ve Düşüncelerimiz… İçimizdeki bu olumsuz öfke gibi duyguları nasıl daha iyi anlayıp, bastırmadan çözüm bulabiliriz? Elbette ki onları yargılamadan, bir ad koymadan, kaçmaya çalışmadan yapmalıyız. Sonrasında ise  biraz sorgulayarak, hissederek, farkında olarak gözlemleyelim. İyileştikçe duyguların dönüşümüne şahit olacağız. Örneğin içimizde kavga edip duran kırmızı ve mavi renkli kurtları düşünelim. Kırmızı kurt öfkeli, korkunç, kinci; mavi kurt şefkatli, cömert, sevgi dolu… Hangisini beslersek o kazanacak fakat bu sevmediğimiz kırmızı kurdu itmek, zarar vermek anlamına gelmiyor. Eğer bunu yaparsak onu güçlendiririz ve ondan nefret etmemiz, kavga etmemiz enerjimizi bitirir. Bunun yerine dikkatimizi verir, onu serbest bırakırsak, sakince yanımıza gelmesini sağlarız. Mavi kurdu beslersek ise, bize yol gösterir. Böylece yaşam deneyimlerimizde artık bir rehberimiz vardır. İki kurt da aslında bizimdir, kabul edelim.
Öte yandan, elimizde bir başka gerçek daha var ki, kendimizi sık sık düşüncelerimizin derin sularında boğuyoruz. Kendimizi sabote ediyoruz. Oysa, zihnimize ve duygularımıza biraz olsun uzaktan bakabilmeyi öğrenirsek, onları “şimdi”de tutabilirsek, dengeye bir adım daha yaklaşmış oluruz. Sanırım buna en güzel örnek “taşları dengede tutma sanatı” olurdu. Taşları, birbirinden farklı boyutta, şekilde ve renkte olmalarına rağmen, dengeli biçimde üst üste dizmekten bahsediyorum. Belki birkaç dakika, belki de birkaç saat süren yolculukta, en ince denge noktasını bulmak için sessizleşen düşünceler… Tıpkı kendi hassas denge noktalarımızı bulmak gibi…

     

Bu yeni yılda sana duygularını fark edebilmeni, hayatının iyi ve kötü etiketleri ile “seni” kabullenebilmeni, kendini sevmeni, şefkatinle yüreğine dokunabilmeni ve bunların temelindeki o kilit taşı, “denge”ni bulabilmeni diliyorum.

Kaynakça:
http://www.felsefetasi.org/yin-ve-yang/
en.wikipedia.org/wiki/Yin_and_yang
K: Sunim, Haemin. Yalnızca Yavaşladığında Görebileceğin Şeyler. İstanbul: Pegasus Yayınları, 2018.
Taşları Dengede Tutma Sanatı – https://www.youtube.com/watch?v=UqU19dR0bFE
Farkındalık Bizi Nasıl Güçlendirir? – https://www.youtube.com/watch?v=dPrnnADRXOc&t=63s

Yazar: Ceren Bayram

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.