Çocuk

”Konu sevgi olduğunda, koskoca dünyayı iki uca açtığı ellerine sığdıran bir avuç çocuğu neden dünyaya sığdıramıyoruz? Ben içimdeki çocuğa nasıl anlatacağım olanları?”

(Bu yazının okunması yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

(Yazıyı okurken çocukluğuna hasret kaldığımız çocuklarımız için Sema Moritz – Hasret dinleyebilirsiniz.) Sabah saat 8. Üşüyerek uyandım. Gözlerim çok sızlıyor. Uyumanın dinlendirici bir eylem olduğunu ağlayarak uyuyan ve korkarak uyanan kimseye anlatamazsınız. Huzursuz bir sabaha uyanmak baygınlıktan ayılıyor olmaya çok benziyor. 

Annemin yeni değiştirdiği nevresimin kokusu, geceden masamın üzerinde kalan boş kahve bardakları, kitaplarım ve mutfaktan gelen börek kokusuyla birlikte sesini duyduğum gülüşmeler… Güvendeyim ama güvendeler mi telaşı düştü yine içime. Bir tıkla dünyanın öbür ucundaki her felaketten haberimin olduğuna lanet ettiğim telefonumun alarmı ötüyor. Odamın içinde huzursuz bir sessizlikle oturuyorum. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Çok istediğim bir şeyin hayalini kuracağım zaman böyle yaparım. Tüm çocukların doyasıya eğlendiği, saatlerce konuştuğu, anlattığı, oyun kurduğu, istediklerini yiyebildiği ve ailesiyle birlikte olduğu bir yer olsa. Kilitlesem oraya tüm çocukları. Kimse çıkaramasa. Çünkü biliyorum, çıkarmak isterler. Böyle bir yer sadece cennet olmasın lütfen Allah’ım. Çocukluktan sonra, temiz hayal gücü dünya kavgasıyla kirlendikçe insanın umudu ete kemiğe bürünüp ağlamaya başlıyor. “Çocuk değiliz.” dedikçe bağırıyor içimizde.

Lütfen. Lütfen, bugünden itibaren bütün çocuklar sadece şımarıklıktan ağlasın. Bugünden itibaren her birinin tek derdi kahvaltılarını bitirip bir an önce oyuna dönmek olsun. Oyuncaklarını kaybettikleri tek yer oyun parkları olsun. Savaş enkazı altında kaybolan tek bir oyuncak görmeye daha takatim kalmadı. Her sabah öpülerek uyandırılsınlar. Anne ve babasıyla doya doya oynayabilsin hepsi. Hatta onlara küsecek vakti bile bulabiliyor olsunlar. Bu dünyanın bencilliği “Bu oyuncaklar benim veremem.” cümlesinde kilitli kalsın çocuklar için. Daha fazlasıyla karşılaşmasınlar. Daha fazlasının bedelini ödemesinler. Oyun oynarken unutsunlar bu dünyanın varlığını. Tek şahit oldukları ölüm yere düşen çiçeğin ölümü olsun. Hepsinin gülerek hatırladığı kapısı, penceresi yere inmemiş yuvaları olsun. 

Yaşı sadece kardeş kavgasına müsait olan bu çocukların dünya kavgasının ortasında kalmasına dayanamıyorum. Sessiz çığlık atmak zorunda kalan her çocuğun haykırışında sağırlaşan bu dünyada, her geçen gün daha da zorlaşıyor yaşamak. Uykularından uyandıran tek gürültü gök gürültüsü olacakken, oyuncaklarını kıran tek güç kendi güçleri olacakken, annelerinden ayıran tek sebep uykuları olacakken, saflığın en güzel örnekleri iken dünya kavgasının ortasında ağlayışlarının kaybolmasına dayanamıyorum. Konu sevgi olduğunda, koskoca dünyayı iki uca açtığı ellerine sığdıran bir avuç çocuğu neden dünyaya sığdıramıyoruz? “Oyuncaklarla oynayın, insanlarla değil.” diye bağırabilsem keşke çocuklardan büyük olduğunu zanneden sevgisiz herkese. Ben içimdeki çocuğa nasıl anlatacağım olanları? Nasıl uyanacağız yeni güne? Saçlarına rengarenk tokalar takıp imrendiğimiz kız çocuklarının karartılan yeni gününe nasıl uyanacağız? Çarşaflar sererek çadırlar kurup oynamayı hayal ederken minicik bedenlerini çarşafa sararak gömüyor olmanın hesabını nasıl vereceğiz yeni günümüze? 

Ah çocuk getir taşlarını çocuk sana seksek oynamayı öğreteyim. Ellerine başka türlüsü yakışmaz. Getir sana dokuz taş oynamayı da öğreteyim. En fazla bu kadar havaya atıp geri tutacak kadar al ellerine taşı. Gel saçlarını toplayayım. Gecenin bir vakti çığlıklarla uyanıp oradan oraya götürüldüğün için değil, arkadaşlarınla konuşup oynadığın için dağılmıştır saçların. Gel merhem süreyim yaralarına, dünya kavgasında canına kastettiklerinden değil parkta arkadaşlarınla oynarken düştüğünden akmıştır kanın. Kanını akıtmadan da dünyayı senin için kirletenler, gökyüzünü senden çalanlar senden daha güçlü değiller. Tertemiz dünyanda ”Tanımadığın amcalarla konuşma, bilmediğin insanlardan şeker alma.” diyerek kötüleri amca ettiğimiz, hassas noktanın şeker olduğunu bildiğimiz çocukları bu dünyanın kirine alıştırmaya çalıştık. Zihinlerdeki ve kalplerdeki kutuplaşmayla zarar verdikleri çocukların arkalarından ağlarken tek bir dünyaya sahip olduğumuzu hepsini aynı dünya üzerine gömünce anlıyoruz. 

Ah! Gel çocuk çiçeklere sarayım seni. Kocaman öpeyim. Merhametine ihtiyacım var. İstikbalimi kucaklamaya, geleceğime bakmaya ihtiyacım var. Sarıl bana sımsıkı. Bırakmayalım birbirimizi. Ben hasta olayım sen doktor. İyileştir beni karşılıksız sevginle. “İğne vuracağım acımayacak.” demene de gerek yok. Benim canımı daha fazla bir şey acıtamaz artık. 

Yazar: Amine Nadide Ergün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.