BİLGİLERİMİZİN KAYNAĞI: DENEYLER

Wundt’un kurduğu laboratuardan itibaren var olduğunu söylediğimiz psikoloji aslen çok eski bir geçmişe sahip. İnsanı konu edinmesinden dolayı aslında insanoğlunun var olduğu günden itibaren süregelir. Ebbinghaus’un da dediği gibi: “Psikoloji uzun bir geçmişe fakat kısa bir tarihe sahiptir.” Psikoloji bir bilim olduktan sonra her pozitif bilim gibi deneyleriyle de ismini duyurmuştur. Yazımda da bize birçok bilgi birikimi sağlayan fakat etik açıdan fazlasıyla olumsuz sonuçlar doğuran deneylerden bahsedeceğim.

Pavlov’dan başlamam gerekiyor. Aslen psikolojik bir deney yapma amacıyla yola çıkmamış olsa da psikolojiye en büyük katkılardan birisini kazandırmıştır. Pavlov ve köpeği şimdi de sıkça kullandığımız klasik koşullamanın temellerini attı. Elbette Pavlov başta bilmiyordu köpeğe verdiği yiyecekle ayak seslerinin köpekte reflekslere yol açtığını. Sadece salyalama ve sindirim sistemi üzerinde çalışıyordu. Fakat bunu fark ettikten sonra tekrar denemeleriyle klasik koşullamayı adım adım test etti. Ve bu ona Nobel ödülünü kazandırdı. Tabii bize koşullanmanın insan üzerindeki etkisini ve buradan hareketle başka deneyleri…

Klasik koşullanma deneyi -her ne kadar korkunç sebeplere yol açsa da- bir bebek üzerinde de denendi. Watson bu deneyi 8 aylık bir bebek de gerçekleştirdi. Albert’e öncelikle fare, kağıt parçaları, maske gibi hayvan ve nesneler gösterdi. Her bebek gibi Albert bunlara olağan tepkiler verdi ve onlara ilgilendi. Daha sonra deneyin o korkunç anı için Albert boş odada fare ile oynarken büyük bir gürültü ile karşılaştı, ağlamaya başladı. Fareyle her oynadığında o rahatsız edici ses de arkadan verildi. Albert fareden sesi duyacak olmanın korkusu ile hep uzak durdu. En kötüsü de fare gibi genelleştirdiği beyaz, tüylü tüm nesnelerden korktu. 6 yaşında hidrosefaliden hayatını kaybeden Albert bize birçok değerli bilgi de vermiştir. Bu deneyden de anlaşıldığı üzere korkularımız ve birçok davranışımız koşullanmış reflekslerimizden ibarettir.

Bir diğer korkunç deney, Stanford hapishane deneyi, sosyal rollerin psikolojimiz üzerindeki etkisi için 1972 yılında gerçekleştirilmiş bir deneydi. Çok masum bir deneme olacağı anlatılan 24 üniversite öğrencisi erkek deneklerle yapılmıştı. Gardiyanlar ve mahkûmlar olmak üzere rollerin verildiği bir deneme olacağı anlatılan deneyde Zimbardo, toplumun bize yüklediği rollerin bizde bıraktığı etkiyi görmek istiyordu. Tıpkı bir oyun gibi tasarlanan bu deneyde gardiyanlar öfkeli, şiddet yanlısı; mahkûmlar ise ürkek ve çekimser rollere bürümüştü. Aslen gardiyan ve mahkûm olmayan bu insanlar deneyde kendilerinden uzak karakterleri sahiplenmişlerdi. Verilen bu yapay ve yalancı gücün insanları nasıl etkilediği ve zalimleştirdiği fark edildi. Deney, şiddetin artmasından dolayı erken bitirilmiş ve acı gerçekleri ortaya koymuştu.

Zulmün ana konusu olduğu bir diğer deney ise ünlü Milgram deneyidir. 1961 yılında yapılan deneyde otorite, emri alan ve cezalandırılan olmak üzere üç kişi bulunuyordu. Test edilen, otoriteye boyun eğmek ya da şahsi vicdanın hükmü ile karar vermekti. Gerçek bir ceza olmamasına karşın, emri alan kişi cezalandırılana elektrik şoku verdiğini düşünüyordu. Emri alan denek, cezalandırılan kişiye sorular sorar ve aldığı yanlış yanıtlar üzerine ona elektrik şoku verir. Her yanlış cevap elektrik şokuydu. Burada önemli olan emre uyulması ya da duydukları rahatsızlıkla deneyi bitirmeleriydi. Deneyin sonucunda Milgram törecilik ve aracılı durum teorisi olmak üzere iki teori keşfetmiş oldu.

İnsanın çevresi tarafından nasıl şekillendiğini açıkça ve acımasızca ortaya koyduğu bir başka deney ise Canavar çalışma idi. Yetimhaneden seçilen 22 çocuğun üzerinde test edilen bu deneyde konuşmanın dış etikler ve baskılar tarafından nasıl etkilendiğini gösteriyordu. İki gruba ayrılan 22 çocukta bir gruba olumlu konuşma terapisi diğer gruba ise olumsuz konuşma terapisi verildi. Aynı zamanda olumsuz konuşma terapisi alan çocuklar eğiticileri tarafından aşağılandı ve konuşmaları yönünde kötü söylemlere maruz kaldı. Bu gruptaki çocuklar hayatları boyunca konuşma bozuklukları çekti ve olumsuz dış etkilerin izinde hayatlarını sürdü.

Son olarak Pygmalion etkisinin gözlemlendiği olumlu sonuçlar doğuran bir deneye geçmek istiyorum. Pygmalion etkisi yani kendini gerçekleştiren kehanet, beklentilerin kişiyi olumlu yollara sürüklediğini açıklar. Rosenthal ve Lenore Jacobson tarafından yapılmış deneyde rastgele seçilen ilkokul sınıflarında çocuklara bilgi birikiminde ve derslerinde gelişme göstereceklerini söylenmiş ve çocuklarda bunun etkisine bakmışlardır. Olumlu düşüncelerin çocuklarda IQ puanını dahi yükselttiği ölçülmüştür. Bu deney olumlu düşüncelerin en azından olumsuz sonuçları geri planı ittiğinin göstergesidir.

Miray Özden Kıran

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.