ANLAŞILMAYA DUYULAN AÇLIK

Etik dışı olmasına rağmen bir o kadar çekici ve birçok insanın bilinçaltına yerleşmiş olan terapistine duygusal yakınlık hissetme aslında hepimizin içinde olan bir dürtü. Yolda yürürken etrafımızdaki farklı yüzlere bakıyoruz ve bizim dış dünyamızda varlıklarını devam ettiren bu insanların kendi iç dünyalarında neler yaşadığını sadece tahmin edebiliyoruz. İnsanların çoğu zaman iç dünyalarında yaşadığı bazı duygu durumlarının üstüne kapatmak için kabul görmek takdir edilmek ve bazen de içinde bulunduğu durumu gizlemek için hareketlerini şekillendirdiğini tahmin edemiyoruz. Edemeyiz de. 

Çağımızın en büyük hastalığının kabul görememe korkusu olduğunu düşünüyorum. Olduğumuz özden uzaklaşıp özümüzden farklı insanlara dönüşüyoruz her ilişkide, her beraberlikte. Neden korkuyoruz? Mutlak korkumuz nedir? Yalnız kalmaktan mı korkuyoruz? Kendimiz olursak yalnız olacağımızı mı düşünüyoruz? Belki de kendi başımıza olmaktan, iç sesimizi dinlemekten öyle çok korkuyoruz ki yalnız olduğumuzda ne hissedeceğimizi bilmiyoruz. Bu sebeple toplum tarafından belirlenen bazı kalıplar çerçevesinde kendi kişiliğimizi yapılandırıyor ve dönüştüğümüz kişiyi kabul ediyor sonra da ondan nefret ediyoruz. Belki de hiç yalnız kalmadık, kendimizi hiç tanımıyoruz, kendimizi tanımaktan kokuyoruz ve olduğumuz insanı sevmeme ihtimalimiz bizi kaygılandırıyor. Unutmamamız gerekir ki hayatımızda yaşadığımız varoluşsal krizler bizler için benliğimizi bulacağımız bir sonraki adıma açılan kapılardır. 

Anlaşılma ihtiyacı çekiyoruz. Anlaşılma ve kabul görme. Peki neden koşulsuz kabul gördüğümüz ilişlerimizden bu kadar korkuyoruz? Belki de bunu herkes bizi anlayamayacağı için bizi anlama yetisine sahip kişilere aşık oluyoruz, ancak bunların öncesinde biz yalnız kalmaktan korktuğumuz için kendimizi anlayamıyoruz. Sonrasında karşımızdaki kişinin bizi anlayamadığını düşündüğümüzde ona olan aşkımız bitiyor, terapiyi bırakıyoruz. Başka psikolog arıyoruz ya da başkalarının bizi anlamasının varlığımıza anlam katacağını düşünüyoruz. Ben olmaktan korkuyor “biz” kelimesinin bize anlam katmasını bekliyoruz. 

Önce yalnızlığı benimsemeli, yalnız kalmayı, yalnız güçlü olmayı öğrenerek kendimizi dinlemeli ve kendimizden korkmadan kendi içimizde kendimizi bulmalıyız. İç dünyamızı araştırarak kendi amaçlarımızı ne yapmak istediğimizi belkide ne yapmak istemediğimizi keşfetmeliyiz. 

BÜYÜMELİYİZ. 

Kendimize öz şefkat göstererek ne kadar değerli ruhlara sahip olduğumuzu kabul ederek, toplumun çoğunluğundan farklı olsak bile onlar gibi olmak zorunda olmayıp kendi olmanın mutluluğunu kendi içimizde kendi ruhumuzda aramalıyız. Başka kapılarda ve insanlarda bulamayacağımız tek şey kendi benliğimizdir. Kendimizi anladıktan sonra karşımızdaki insanları da anlamaya başlayacağız. Çünkü onları kendileri için kabul ederek farklılıklarımızı kucaklayarak anlamlandıracağız. Başka kollarda aradıklarımızla kendiliğimizi kaybediyoruz. 

Yazar: Aylin Dayoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.