Alacaklılar

''Sözlerinizi ve yaşadıklarınızı geri alamazsınız. Onları sahiplenin ve her neye sebep oldularsa onları bir kapı arkasında sıkıştırıp kendinizi borçlu bir insana dönüştürmeyin. ''

(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

Bazı zamanlarda insanın düşünceleri bir kapı arkasındaki alacaklılar gibi davranıyor. Bütün kuvvetinle tutmaya çalışıyorsun kapıyı. Açsan hangi birine öncelik vereceğini, hangi birini daha çok düşünmen gerektiğini seçemiyorsun. Zaten bırak kapıyı açıp onları içeri davet etmeyi, kapının önünden bile geçemeyecek kadar yorgun oluyorsun. Ortalık alev yeri ve senin elinde hiçbir yeri söndürmeye yetmeyecek bir bardak su varmış gibi bir his… Elinde bir bardak su, kapının arkasındaki alacaklılar ve alev almış ortalık yeri… 

Elimdeki bir bardak su hiçbir yeri söndürmeye yetemeyecekse ben içeyim bari zihniyetindeyim ben. Beden ve ruh birbirinden bağımsız olamaz çünkü, üzgünüm Descartes. Öyle olsaydı etrafımda çıkan yangın, zihnimde alevlenemezdi. Stresin her zaman tanı almaya yetecek kadar olmasa da depersonalizasyon belirtilerine sebebiyet vereceğini biliyoruz. Bu bana alacaklıları kapıya dayanmış insanın “Yok olsam şu an keşke!” demesi gibi geliyor. Sanki yetemeyen şey bedenimizmiş gibi onu terk etme isteği? Tam bu esnada bu metaforu sonlandırmamız gerekiyor gibi hissettim, siz de tam şu anda sevdiğiniz bir şarkıyı açabilirsiniz. Benim önerim Sözlerimi Geri Alamam olur sanırım. Bırakmaya kıyamadığım metaforuma çok yakışıyor. Hayat tek seferlik büyük bir şans. Kapınızın önüne dayanmaya değecek olan şeyleri yaşamak bile bir şans. Bu yüzden kendinizi suçlamak, durumu reddetmek kapı önündeki kalabalığın dağılmasından çok gürültünün artmasına neden olur. Sözlerinizi ve yaşadıklarınızı geri alamazsınız. Onları sahiplenin ve her neye sebep oldularsa onları bir kapı arkasında sıkıştırıp kendinizi borçlu bir insana dönüştürmeyin. 

İç sesin, öz eleştiriyi öz hakarete dönüştürdüğü o an, alacaklıların kapıyı yumrukladığı gibi sıkıntıların ve sorumlulukların zihnimizi yumrukladığı o an yapmamız gereken basit bir şey aslında: Alacaklılarınki de dahil, ihtiyaçlara cevap vermek. O an kapıyı sonuna kadar açıp, temiz havayı içine çekmek, gökyüzüne bakmak, kapının önündeki balkonda saatlerce oturup çay içmek belki de en çok istediğiniz şey. İşte böyle zamanlarda pazarlık yapabilirsiniz. Kapı önüne bir esnaf sandalyesi atıp teker teker hepsine bir bardak çayla sohbet başlatabilirsiniz. Ne istiyorlar? Siz ne istiyorsunuz? İşin oluru ne? Bu işin size gelişi ne? Tüm bunları enine boyuna konuşun. Belki zihninizde belki de bir kağıt üzerinde yapın bunu. En uzun belediye kuyrukları bile bitiyorken bizim ucunu görmeye korktuğumuz kapı önü kuyruklarımız da biter elbet. Yeter ki sıraya koymasını bilelim.

Yazar: Amine Nadide Ergün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.