(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
Soğuktan dolayı parmak uçlarımda oluşan karıncalanma hissi ve sessizliğin uğultusu…
Karşımda öylece dikilen ağaçlar veyahut yerde masumca üzerine basılmasını bekleyen
kaldırım taşları bile içimde; doğuştan gelen ve uzun süredir hissedemediğim yaşam enerjimi
götürmek niyetindeymiş gibi. İçimde büyük bir boşluk, sanki iç organlarımın kaplaması
gereken yerde hiçbir şey yokmuşcasına…
İleriye bakıyorum içimden küfür ederek. Her gün olduğu gibi 7.17’de sönüyor sokak
lambaları ve aynı anda her gün olduğu gibi kahverengi paltolu kadın koşarak karşımdaki
durağa oturup sigarasını yakıyor. Bugün daha üzgün görünüyor gözüme, sigarasını otobüsü
gelmeden tam 3 dakika önce bitiriyor. Normalde hiç böyle olmaz hep otobüs gelince yarım
sigarasından uzun bir duman daha alır, söndürmeden yere atar. Bugün onun için farklı bir gün
olmalı.
Karşıya bakıyorum ağaçlar, yapraklarıyla beraber dün ile aynı. Acaba ağaçlar da sıkılmış
mıdır, aynı döngüyü yıllarca tekrar tekrar yaşamaktan? Otobüs geliyor, egzoz kokusu soğuk
burun deliklerimi buluyor. Otobüse biniyorum ve insanlar, saniyesinde bana bakıyorlar. Daha
fazla bakacak bir şey olmadığını anladıklarında kafalarını eğiyorlar. Otobüste rahatsız edici
bembeyaz bir ışık. İlerliyorum ve boş gördüğüm ilk yere ilişiyorum. İnsanlardan süzülen,
sabah yorgunluğunun ve günlük problemlerin verdiği ürpertici ve samimiyetsiz bir hava
karşılıyor beni. Her sabah cam kenarındaki koltukta oturup dışarıyı izleyen gözlüklü, uzun
parmaklı çocuk bugün uyumayı tercih etmiş. Belki de dün o kadar eğlendi ki uyumaya vakit
dahi bulamadı ya da dün onun için hayatının en kötü günüydü nerden bilebilirdim?
Yolculuğum boyunca otobüse karşı uzun bir göz gezdirdim. Bir otobüs dolusu insan nereye
gidiyor? Belki de bu kocaman dünyada içlerindeki bu kocaman boşluğu dolduracak bir yer,
bir kişi aramaya gidiyorlardır. Kim bu insanlar? Acaba onların içindeki bu karanlığı
bembeyaz ışığa kavuşturan bir anneleri, ders çıkardıkları hataları, içince dahil unutamadıkları
dertleri veya gözlerinin içine baktığında her şeyi unutturan bir aşkları var mıdır?
Kendimi çok eksik ve yetersiz hissediyorum. Bu kadar hayat, bu kadar hikaye ve bunca
duygu içerisinde nasıl bu kadar fütursuzca yolculuk yapabiliyorum?
Geride bıraktım otobüsü o gün. Hayat hikayelerini asla öğrenemeyeceğim bir sürü insanla,
hayatım boyunca bir daha karşılaşamayacağım onca sıfat ve dertlerini asla kalben
hissedemeyeceğim onca yürekle… Ve işe yürüdüm içimde bir gün doldurulmayı bekleyen
büyük bir boşlukla.
Yazar: Tuana Sümbül