Anıların Yankısında: Bir Adım Daha

"Anlıyorum artık. Anıların geceyi bölen yankısını, beni geri çağıran her bir hatırayı... Anlıyorum, içimde bunca zamandır gitmeyi bekleyen parçayı."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

Bir akşam üzeri, içimi ısıtan güneşi kederin soğukluğuyla batırdım. Gözlerimi görkemli karanlığa kapadım ve yıllar öncesinin dağılmış gölgelerine daldım. Çocukluğumun geçtiği odaları, yarım kalmış konuşmaları, belki hiç dilenmemiş özürleri ve yazılmamış satırları düşündüm. Gıcırdayan kapının sesi hâlâ kulağımda çınlıyordu; masaya konmuş çiçek solmaya yüz tutmuş, unutulmuş defter ise yarım kalmış cümlelerinden bana bakıyordu. Anladım ki her zaman bir iz vardı: Unutulmuş sözler, kurutulmuş çiçekler, yarım kalmış muhabbetler… Her biri içimde, zamanın silemediği bir köşede saklanmıştı.

Sessizlikle karışan denizin kıyısında, dalgaların yorgunluğu üzerine sinmiş bir bankta, uzunca oturdum. Gökyüzü yavaşça siyaha boyanırken günün son rengi, suda yankılanıyordu. Dalgaların kıyıya vuran sesi, düşüncelerimin arasına karışıyor, soğuyan havayla birlikte içimde bir ürperti beliriyordu. Bilemedim, ekimin tanıdık rüzgârı mıydı içime işleyen, anıların tozlu sokaklarında yankılanan adımlarım mı? Bildiğim bir şey vardı. Bekleyişim sona erdi; henüz yürümediğim sokaklarda hikayeler bekler beni.

Kalkmadan evvel, belki de son kez, bankın isim kazınmış, yıpranmış tahtalarına ve hatıraların dokunduğu paslı demir kollarına uzunca baktım. Burası, bir zamanlar paylaşılan kahkahaların ve yarım kalmış göz yaşlarının izlerini taşıyordu. Şimdi, derin bir sessizliğe bürünmüş bu yeri, üzerine sonbaharın izi düşmüş yapraklarla nasıl bırakır insan? 

Durakladığımı hissettim. Belki de en zor vedamız, sessizliğe ve zamana olandır. Soruyorum kendime: Neden zamandan süzülen her anıyı, kalbimizin yorgun köşesinde yaşatmaya bu denli hevesliyiz? Anlıyorum, kimi zaman böyleyiz; biraz hatıralarda saklanmayı, cebimizde anılar taşımayı severiz. Defalarca arkamıza bakar, tökezledikçe şimdide bir lanet arar ve geçmişin kimsesiz, puslu caddelerinde oyalanırız. Bazen, gelmeyecek olana dair bir umutla geçmişin bozulmuş kaldırımlarına yığılırız. Ne sokakları süpürülmüş ne de evlerine yeni boyalar sürülmüş; şimdi orası, zamanın uğramadığı bir sessizliğe bürünmüş.

Öyle yaptım. Son bir kez daha etrafa baktım. Sokağa teslim ettiğim ayaklarım, beni taşımaktan acizdi. Hemen attığım birkaç adımda zorlandım. Bükülmüş boynumu göğe kaldırdım. Işığı tenime dokunan ay, sessizliğimi dinler gibiydi; içimdeki boşluktan tüm bu gitme telaşıma eşlik eden tek tanık gibi… Belki de karanlık gökyüzünde bir aydınlık bulma fikri durdurdu beni. O vakit, çok geçmeden bir koku taşındı burnuma. Uzaklardan, sevdiğim bir günden, sevdiğim birinden kalma… 

Derin bir nefes aldım ve adımlarımı şimdinin sokaklarına usulca bıraktım. Anlıyorum artık. Anıların geceyi bölen yankısını, beni geri çağıran her bir hatırayı… Anlıyorum, içimde bunca zamandır gitmeyi bekleyen parçayı. Her adımımda biraz daha doğruluyor ve geçmişin gölgesini bugünün ışığına bırakıyorum. Dünü olanla bıraktım; ben, olacaklara yürüyorum.

Eda Demiral

https://pin.it/5XxBdvPbu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.