Yirmiler ve Civarı: Güneş Gibi Geçen Zamanlar

"Geçişin, değişimin, kabuk kırmanın zamanıdır yirmili yaşlar. Bir sabah ansızın hazırlanıp hiç tanımadığın bir şehre gitmek, gece yarısı gözlerin ışıl ışıl hayallerini anlatmak… Bu yaşlarda “Bir gün…” ile başlayan cümleler çoğalır. Belirsizlik artık korku değil, yeni olasılıkların çağrısıdır. İnsan, o bilinmezliğin içinde kendi yönünü bulmaya çalışır."

(Bu yazının okunması yaklaşık 4 dakika sürmektedir.)

Bazı zamanlar vardır; yaşanırken fark edilmez. Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, insanın içine tatlı bir sızı gibi yerleşir. Kalbin bir köşesi ısınır, gözlerde hafif bir buğu oluşur, dudakların kenarında küçük bir tebessüm belirir. Yirmili yaşlar, tam olarak bu duyguların izini taşır. Bu dönem, ne çocukluk kadar korunaksızdır ne de yetişkinlik kadar ağır. Hayatla ilk kez göz göze gelinen, kim olduğunu gerçekten sorgulamaya başlanan, düşlerin hızla çoğaldığı, fakat yolların hâlâ puslu olduğu yıllardır. Geçişin, değişimin, kabuk kırmanın zamanıdır yirmili yaşlar. Bir sabah ansızın hazırlanıp hiç tanımadığın bir şehre gitmek, gece yarısı gözlerin ışıl ışıl hayallerini anlatmak… Bu yaşlarda “Bir gün…” ile başlayan cümleler çoğalır. Belirsizlik artık korku değil, yeni olasılıkların çağrısıdır. İnsan, o bilinmezliğin içinde kendi yönünü bulmaya çalışır.

Yirmili yaşlar, yaz akşamlarında sebepsiz bir huzurla yürümektir. Elinde bir kahve ya da dondurma olabilir, yanında arkadaşların ya da sadece düşüncelerin… Bir banka oturulup gökyüzüne bakıldığında, içten bir ses şöyle fısıldar: “Henüz hiçbir şey bitmedi.” Her şey hâlâ mümkün.” Bu ihtimal, insanı bambaşka bir yere taşır. Yaşamla görünmez bir bağ kurulmuş gibi hissedilir. Hayata “Ben de buradayım” deme cesaretinin filizlendiği zamandır. Kalp, bu dönemde sıkça açılır. Bazen incinir, bazen taşar, bazen yerli yerinde kalır. Her seferinde biraz daha büyür, biraz daha olgunlaşır.

Bu yıllar; sabahlara kadar süren dost sohbetlerini, gecenin derin sessizliğinde paylaşılan kahkahaları, yürürken gelen bir fikirle aniden birini arama isteğini içinde barındırır. En sıradan anların bile bir parıltısı vardır. O parıltılar, bir şarkının içinde, bir kelimenin ucunda ya da bir yabancının gülümsemesinde gizlidir. Hayat, belirsizliğiyle birlikte kendine has bir güzellik kazanır.

Hayal kurmak, bu yaşların vazgeçilmez bir parçasıdır. Nefes almak kadar doğal, yaşam kadar gereklidir. Kimisi yazar olmayı düşler, kimisi uzak diyarlarda uyanmayı… Bazısı sadece huzurlu hissetmeyi ister. Her hayal, gerçeğe dönüşmese bile insanın içini aydınlatır, adım atma cesareti verir. İşte bu yüzden, hayaller içinde büyümek; hayal kurarak idealleşmek demektir. İnsan, henüz ulaşmadığı bir versiyonuna doğru yürürken, kendini düşlerinde şekillendirir. Bu yolculuk, içsel bir inşadır: hem kırılgan hem görkemli.

Bu yıllar, büyük bir yapboz gibidir. Parçalar dağınıktır, yerleri belirsizdir. Yine de her biri kişiye aittir. Sabırla, zamanla, bazen gözyaşıyla bazen kahkahayla bir araya getirilir. Sonunda şekillenen tablo, geçmişin, bugünün ve düşlerin birleşiminden oluşan eşsiz bir bütün olur. Bazen durup soluklanmak gerekir. Bir kafede, tek başına kahve içerken çalan eski bir şarkı, geçmişten bir anıyı getirir. Sahilde arkadaşlarınla oturduğun, ayaklarını suya soktuğun, kahkaha atarak konuştuğun o günü hatırlarsın. Ya da sabaha kadar yürüyüp gökyüzüne baktığın bir gece düşer aklına. Bu anılar, insanın ruhuna işlemiş küçük ama kalıcı hediyelerdir.

Zaman ilerledikçe fark edilir ki bu dönem, insanı “kendisi” yapan yıllardır. Yalnız kalmanın kıymetini, dostluğun derinliğini, sevmenin riskini ve kaybetmenin gücünü öğretir. Her yaşanmışlık, insanın dokusuna bir ilmek gibi işlenir. İçten gelen bir güç sayesinde her zaman yeniden ayağa kalkmak mümkündür. Bu güç, adını koymak zor olsa da herkesin içinde sessizce varlığını sürdürür. Umut adı verilebilir belki ona. Sessizdir ama karanlığı aydınlatır. Yol göstermez belki, fakat yolda kalmaya değer olduğunu hatırlatır.

Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, bu yaşlar tebessümle hatırlanır. “Ne çok şey yaşadım,” denilir fakat asıl söylenen cümle, “Ne güzel hissetmişim,” olur. Bu dönem, yaşamın en yoğun hissedildiği zaman dilimidir. Sevgi, kırgınlık, coşku, korku, hepsi bir arada yaşanır. Hayat tüm renkleriyle gelir üzerine ve sen onları tek tek tanımaya başlarsın. Yirmili yaşlar ve civarı, bir çiçek gibi açma; bir güneş gibi parıldama; bir şiir gibi yaşama zamanıdır. İnsan, hayalleriyle yaşar ve hayallerinin içinde yeni hayaller kurar. Bu yolculuk, en çok da insanın kendine doğru attığı adımlarla başlar.

Selin Çepkinyan

https://pin.it/29NqaGYQS

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.