(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Bir şeyler yaşadım herkes gibi. Acı şeylerdi; canımı yaktı, kalbimi kırdı, üzülmeme sebep oldu. Ağladım, sürüklendim, debelendim, düştüm, ayağa kalktım, koştum, yere çakıldım, durdum, bekledim, yeniden denedim… Hepsi tekrar tekrar benimle oldu. Beni fark edenler, yaşadıklarımı görenler, yüzüme bakanlar oldu ama ellerini uzatmayı denemediler. Halimi sormaya bile yeltenmediler. Evet, böyle bir zorunlulukları yoktu ama yine de yapsınlar istedim. Sırtımdaki yükleri paylaşmak, feryatlarımı anlatmak, omuzlarında ağlamak istedim. Yardıma ihtiyacım vardı ve gelecek yardımı kabullenecek güçteydim. Çoğu zaman dik başlılığımdan ve belki de gururumdan yardım isteyemiyordum ama bu sefer gözlerime bakan herkes bu isteğimi anlayabilirdi. Baktılar, anladılar da ama uzak durdular. Bu daha da çok canımı acıttı. Görülsen de umursanmamak daha da dibe çekti beni. Bir sürü soruyla bir başıma bıraktı.
O dipten çıkmak için kendimce yollar denedim. En çok yöneldiğim şey ise; bana verilmeyeni başkalarına vermek oldu. Elimden ne geliyorsa her daim onlara yardım ettim. Göz yaşlarını döktükleri omuz da oldum öfkelerini attıkları kum torbası da. Sandım ki onlara yardım ettikçe iyileşeceğim. Düştüğüm kuyudan bir çıkış yolu bulacağım. Bir ışık yanacak ve her şey düzelecek. Böyle olmasını çok isterdim. Onlar iyi oldukça ben de iyi olayım, kendi ellerimi tutayım ve kendime kocaman sarılayım. Keşke gerçekleşebilseydi… Belki her şey o zaman daha kolay olurdu.
Birinin elinden tutmak seni iyi hissettiriyor. Kalplerine dokunmak bir şeyleri başarmışsın sandırıyor. En azından ilk başlarda öyle oluyor ama zamanla yorulduğunu anlıyorsun. Ruhun acılar şehrine dönüyor. Hangi köşeyi dönsen yerlerde sürünen birçok insanla ve duyguyla karşılaşıyorsun. Hiçbir zaman azalmıyor, arttıkça artıyor. Ne kendine ne de onlara hiç yardım edemediğini algılıyorsun. Tam da orada aydınlanmaya başlıyorsun.
Kimse senin ellerini tutmadı diye sen herkesinkini tutmak zorunda değilsin. Onlar senin acılarını görmezden geldi diye sen onlarınkini her daim görmek zorunda da değilsin. Bu senin görevin değil, bunu yaptığında tamamen iyileşmiş olmayacaksın. Elbette yaptıkların sende bir şeyleri değiştirecek. Mevsimlerden baharı yaşayacaksın. Çiçek de açacak, yaprak da dökeceksin. Sonra gün gelecek donacak, gün gelecek terleyeceksin. Yaşam denilen şey bu döngüden ibaret değil midir zaten?
İşte bu sana her şeye rağmen yaşadığını hissettirecek. Her şeye rağmen bir şeylerin değişeceğini gösterecek. Evet, yaşanılmış şeylerin izleri seni hiçbir zaman terk etmeyecek. Varlıklarını her seferinde hatırlayacaksın ama o izlerin üzerini tek renk olan kişilere inat rengarenk boyayabilirsin. “Renkli izlerimle her şeye inat buradayım.” diyebilirsin. İnanıyorum ki biz böyle yaptıkça ve dedikçe daha iyi olacağız. Evet, yine canımız yanacak ama en azından acılarımızın bize kattıkları renkler ile hayatımız daha yaşanılır bir yer olacak. Onlar bizi belki de renkli izlerimize rağmen yine görmeyecek ama bu sefer biz bizi göreceğiz ve biz kendi ellerimizden tutacağız.
Bu yazım izlerini rengarenk boyayıp herkese ve her şeye rağmen “Ben, benin yanındayım…” diyenlere sevgili okurum. Onlar yalnız değiller ve yalnız olmayacaklar. Rengarenk izlerimiz her daim bizim yanımızda olacak ve bizler de onlarla dans etmesini öğreneceğiz.
İrem Avşar
https://pinterest.com/pin/47006389855201665/