(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır.)
Gün, ağır ağır açıldı. Gecenin siyahını silmek istemeyen bir sabah gibiydi; aydınlık, gökyüzünde isteksiz bir yankı gibi duruyordu. Cam buğulu, hava ise ne soğuk ne sıcak… Sanki mevsim karar verememişti.
İnce bir yorganın altında, gözleri tavana ilişmişti. Odanın köşesine sızan loş ışık, duvarları eski bir fotoğraf gibi sarartmıştı. Her şey tanıdıktı ama garip bir uzaklıkla. Kalkmadan önce kısa bir süre daha öylece durdu. Beden uyanmıştı ama zihin hâlâ bir rüyanın ucundaydı.
Kalktı, yavaş adımlarla mutfağa geçti. Su kaynamaya başlamıştı, buhar hafifçe camı tırmalıyordu. Kahve bardağını aldı, içine biraz kahve biraz su koydu. Kahvenin kokusu, anıların dili gibiydi; konuşmazdı ama hatırlatırdı.
Pencereden dışarıya baktı. Karşı apartmanın balkonunda asılı bir çamaşır, rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Günlük, sıradan ama bir şekilde büyüleyici. Hayat, çoğu zaman böyle fark edilmeyen anlarda saklanıyordu.
Masanın başına geçti, defteri açtı. Sayfaların arasında kurumuş bir yaprak buldu, geçen sonbahardan kalma. Ne zaman koymuştu hatırlamıyordu ama o an her şeyin yerli yerinde olduğunu hissetti. Zaman, bazen tek bir nesneye dokunarak kendini hatırlatıyordu.
Yazmaya başlamadı hemen. Kalemi elinde tuttu, sanki önce düşüncelerinin içine yürümesi gerekiyordu. Dışarının sesi içeri sızmıyordu, yalnızlıkla sessizlik birbirine karışmıştı. Düşünceleri, kendi içinde ağır ağır ilerliyordu. Belki bir mektup yazacaktı, belki de yalnızca kelimeleri serbest bırakacaktı.
Birden uzaktan gelen bir martı sesi duyuldu. Şehirde olmasına rağmen deniz gibi bir ferahlık bıraktı kulaklarında. Bir insanın kalbiyle yaşadığı yer arasında ne garip bir bağ oluyordu bazen. Hiç gitmediğin bir yeri özleyebiliyor, hiç tanımadığın bir sesi bekliyor oluyordun.
Yavaşça yazmaya başladı. Cümleler, önce kırılgan ama sonra kararlıydı. Kendi içinden geçerek geldiği her hâlinden belliydi. Bu bir yazı değildi aslında; bir hatırlayıştı, bir kabulleniş ya da bir veda. Belki de hepsi birden.
Saat ilerliyordu, dışarıda sokak hareketlenmişti artık. Hayat kaldığı yerden devam ediyordu, kimse hiçbir şeyin değiştiğini fark etmeyecekti. Ama içeride, küçük bir masa başında, biri bir şeyin yer değiştirdiğini hissediyordu. Belki de bazen tek değişen, insanın kendi iç sesi olurdu ve o ses duyuldukça dünya biraz daha anlamlı gelirdi.
Merve Gedik